Kar Tanesi
Yazar Serhat Bulut
Kar ilk düştüğünde kimse fark etmedi. İnce, sessiz, neredeyse görünmezdi. Sanki gökyüzü içini çekmiş de beyaz bir nefes bırakmıştı dünyaya. Pencere kenarında duran Elif, camın buğusuna parmağıyla küçük bir daire çizdi. Dışarıda, lambanın altında savrulan kar tanelerine baktı. Hepsi birbirine benziyordu ama yine de hiçbiri aynı değildi. Bunu düşünmek ona tuhaf bir teselli verdi.
O gün annesinin sesi evde yankılanmamıştı. Mutfaktan gelen çay kaşığı tınısı yoktu, sobanın başında örülen yün çorabın hışırtısı da. Ev, içine kapanmış bir kelime gibi suskundu. Elif, annesinin bıraktığı atkıyı omuzlarına aldı. Yün, hâlâ annesinin kokusunu taşıyordu; sabunla karışık, hafif bir lavanta.
Bir kar tanesi cama yapıştı. Elif ona dikkatle baktı. Erimeden önceki o kısa anda, sanki minik bir yıldız gibi parlıyordu. “Ne kadar dayanabilirsin?” diye fısıldadı. Kar tanesi cevap vermedi elbette ama yavaşça silindi camdan. Yok oluşu, Elif’in içindeki boşluğa benzedi.
Dışarı çıktı. Kar, sokakları örtmeye başlamıştı. Ayaklarının altında çıkan çıtırtı, yalnızlığını çoğaltıyordu. Her adımda, çocukluğundan bir anı eziliyormuş gibi hissetti. Annesiyle birlikte yürüdükleri bu sokak, şimdi başka bir yere benziyordu. Daha soğuk, daha uzak.
Elif, avucunu açtı. Bir kar tanesi düştü içine. Çok hafifti; neredeyse yok gibiydi. Ama bir anlığına oradaydı işte. Elif gülümsedi. Belki de bazı şeyler, uzun sürmediği hâlde insanın içini ısıtabilirdi. Annesi de böyleydi; kısa bir ömür, derin bir iz.
Kar tanesi eridi. Avucunda sadece soğuk bir ıslaklık kaldı. Elif elini kapattı, sonra gökyüzüne baktı. Kar hâlâ yağıyordu. Her düşen tanede, bir hatıra, bir veda, bir başlangıç vardı. Elif yürümeye devam etti. Karın sessizliği içinde, kalbinin biraz olsun hafiflediğini hissetti.
Belki de kar, unutturmak için değil; hatırlatmak için yağıyordu.