İçimi kemiren bir merakla odama geçtim. Bir türlü uyku tutmuyordu. Pencereden dışarı baktığımda içim ürperdi birden. Bazı gölgeler görmüştüm sanki. Pelerinleri vardı ve çok hızlıydılar,
Sahip olduğunuz kültürünüzün farkındalığınız üzerine hiç düşündünüz mü? Kültürel bellek, bir toplumun geçmişini yalnızca hatırlaması değil; onu seçerek, dönüştürerek ve yeniden anlatarak bugüne taşıma biçimidir.
Bugün sizler için Post Hümanizm kavramını tartışacağız. Ve günümüz ve gelecek için bizlere neler ifade ettiğini sorgulamaya çalışacağız. Evet, Post-hümanizm, insanı evrenin merkezine yerleştiren düşünme
İstasyon sabaha karşı en acıklı hâlini alır. Gece çekilmiş, karanlık bavullarını toplamış gitmiştir ama ardında ağır bir sessizlik bırakmıştır. Demir raylar soğuktur; üzerine basan her
Bir varmış bir yokmuş hesabı hayat Can. Ne ardı var ne de önü. Yüreğimde bir düğüm. Çözmek imkânsız, olmuş kördüğüm. Hasretini yorgan yapmıştım, eskidi şimdilerde.
İnsan bazı sabahlar uyanmaz; sadece gözlerini açar. Ben de o sabahlardan birinde, perdeden sızan solgun ışığın yüzüme değmesiyle değil, içimde ağır bir boşluğun kıpırdanmasıyla doğruldum
“İki Dünya Arasında: Tanrılar”, ölümle yaşam arasındaki ince çizgide geçen, mitolojiyle insan hikâyesini ustalıkla birleştiren etkileyici bir Güney Kore filmidir. Bir itfaiyecinin trajik ölümüyle başlayan
Köyün tüm sürüsünü otlatan, on beş-on altı yaşlarında gürbüz bir çoban vardı. Seherin çiğ soğuğu, öğlenin yakıcı sıcağı, gecenin yıldızlı sessizliği ya da ayazı... Onun
Kamışlıktan koparıldığı günü hatırlamıyordu ney, ama içindeki boşluğun, o günden beri hiç dolmadığını biliyordu. Rüzgârlar geçmiş, eller onu taşımış, ateşle dağlanmıştı. Herkes ona şekil vermişti