Dünya henüz kelimelere ayrılmamışken Lakota halkı gökyüzüyle toprağın aynı nefesi paylaştığı bir çağda yaşardı. İnsan, hayvan ve rüzgâr arasında sınır yoktu; yalnızca denge vardı. Fakat
İnsanlık tarihi boyunca hepimiz derinlerde bir şeyin farkındaydık: Hiçbir düşünce, söz veya duygu, hatta en küçük eylem bile kaybolmuyor, bir yerlerde saklanıyor, korunuyor ve zamanı
Bak seninle baştan anlaşalım anne kadın. Çevremde başka yazar olmadığı için hikâyemi sana yazdırıyorum. Çok heveslisin bu hikâyeyi yazmaya ama şurada anlaşalım: Hiçbir kelimesine dokunmadan
Kar ilk kez yağdığında Erdem bunun bir doğa olayı olmadığını anlamıştı. Çünkü kar sessiz değildi. Her tanesi yere düştüğünde içindeki bir anıya çarpıyor, onu uyandırıyordu.
Bugün yine günlerden pazar. Yazsam mı yazmasam mı? Bir belirsizlik içindeyim. Acaba okur yazmamı bekler mi? Şöyle güzel bir öykü yazsam, biraz dramatik olsa. Biraz
Eski kışlık kabanın cebinde duruyordu küçük cep aynası. Sahibi ona en son yaşlı ve zayıflamış parmaklarıyla dokunmuştu. Bu yüzden yüzeyi parmak izleriyle puslanmış, camı zamanın
Habil, aynı kadını severken Adem’in “Tanrıya bir kurban sunun, hanginizinki kabul edilirse, onun olsun.” dediği Kabil’in dağ kadar ağır imtihanıydı. Onun kıskançlığı, kurbanının kabul edilmediği