“Olduğun şey için, olabileceğin şeyi asla feda etmemelisin.”
İnsan, çoğu zaman bugününü koruma telaşıyla yarınını kaybeder. Şimdiki konforunu sürdürmek için geleceğinin ihtimallerini feda eder. Oysa hayatın en büyük ihaneti, kendi potansiyeline ihanet etmektir.
Olduğun şey, şu anki hâlindir: sahip oldukların, bulunduğun yer, kazandığın alışkanlıklar, kurduğun çevre… Bunlar geçici bir güvenlik alanı sunar. Ama olabileceğin şey, ufkunda duran ihtimaldir. Daha güçlü bir sen, daha olgun bir kalp, daha derin bir akıl… Eğer sadece bugünkü hâline tutunursan, yarınındaki ihtimali boğarsın.
Bir kuşu düşün. Küçük bir kafeste doğmuş. Kanatları var ama uçmamış. Ona göre dünya kafesin tellerinden ibaret. Güvenli, tanıdık, sıradan… Ama aslında onun potansiyeli gökyüzüdür. Eğer bulunduğu yerde kalmaya razı olursa, olabileceği şeyi, yani uçma ihtimalini kaybeder. İşte insan da böyledir: Olduğu şeye sıkı sıkıya sarıldığında, aslında olabileceğini öldürür.
Hayatın en ağır sorularından biri şudur: “Ben olduğum yerde kalmaya razı mıyım, yoksa olabileceğim şey için risk almaya hazır mıyım?” Çünkü değişim, cesaret ister. Konfor alanını terk etmeyi, alışkanlıklarını kırmayı, bazen dost bildiklerinden ayrılmayı… İnsan çoğu zaman bu cesareti gösteremez ve “şimdi”sini “gelecek”ten üstün tutar. Ama bu seçim, uzun vadede pişmanlığa dönüşür.
Birçok insanın mezarında şu gizli cümle yatar: “Oldu ama olabileceğini hiç olmadı.”
Çünkü onlar, kendilerini tanıdık olanla sınırladılar. Daha iyisine ulaşma ihtimalini, mevcut rahatlıklarına feda ettiler.
Oysa olabileceğin şey, seni çağırır. İçinde bir ses vardır: “Daha fazlası var.” Bazen bu ses rüyanda, bazen sokakta gördüğün bir insanda, bazen okuduğun bir kitapta yankılanır. Onu susturmak mümkündür ama yok etmek mümkün değildir. Ve her susturuş, içten içe bir yaraya dönüşür.
Olduğun şeyi korumak, elbette önemlidir. Ama koruma uğruna geleceğini öldürmek, en büyük kayıptır. Çünkü senin için en büyük tehlike düşmek değil, olduğun yerde donup kalmaktır.
Olabileceğin şeyi feda etmemek için, bazen kayıpları göze almak gerekir. Bir işten, bir şehirden, bir ilişkiden, bir alışkanlıktan vazgeçmek… Çünkü onların sana sunduğu güvenlik, aslında seni zincirleyen bir ağırlık olabilir. Zinciri bırakmadıkça, gökyüzü seni beklese de uçamazsın.
Ve bil ki, olabileceğin şey senin en hakiki varlığındır. Çünkü o, Allah’ın sana bahşettiği potansiyeldir. Onu öldürmek, yalnızca kendine değil, seni bu dünyaya bir görevle gönderen kudrete de haksızlıktır.
Olduğun şeye razı olmak kolaydır. Olabileceğin şey için ayağa kalkmak ise zor. Ama gerçek hayat, zoru seçenlerin ellerindedir. Çünkü onlar, olduklarını feda etmeyip olabileceklerini doğuranlardır.
Ve sonunda şu gerçeğe varırsın: Mevcut hâlin geçicidir, ihtimalin ise sonsuzdur. Şimdiye değil, geleceğe yatırım yap. Çünkü olduğun şey seni tanımlar, ama olabileceğin şey seni özgür kılar.