“Şu an inanılmaz derecede dirençliyken sana sadece koyduğun kadarını verebilir.” Hayat, insana çoğu zaman taşıyamayacağı yükü yüklemez. Ama insan, kendi direncini çoğu zaman hafife alır.
Düşün ki sokakta dolaşan bir kedi ya da köpeğin yerinde sen varsın. Evet, senin hayvan hâlin… Masumca sokakta gezerken yorgunluktan bitkin düşmüşsün. Bir araba yaklaşıyor,
Günümüz dünyasında zaman, peşinden koşmamızı bekleyen görünmez bir koşu bandı gibi akıyor. Yetişmemiz gereken işler, cevaplanması gereken mesajlar, planlanmış randevular ve bir türlü bitmeyen sorumluluklar
Bazen kaybolduğunuz kısır bir döngüdür hayat. Görünmek istersiniz, görecek göz ararsınız. Mühürlü kalplerde yol ararsınız. Sığınacak bir göğüstür tek derdiniz.Değersiz bir eşya gibidir varlığınız. Bir
Ben, Atinalı bir filozof olarak, insan zihninin karmaşık tabiatını anlamaya çalışırken, zaman zaman duyduğum eski öyküleri yalnızca masal diye değil, geçmişten gelen uyarılar olarak düşünürüm.
Şehrin görmüş geçirmiş; kıyısı olmasa da denizle içli dışlı; az çocuklu, çok ihtiyarlı; taş kaldırımlarında, her ağaç gölgesinin serinliğinde, memleket meselelerinin hararetiyle hop oturup hop
Hazal, her zamanki gibi hazırlanıp bilgisayarının başına oturdu. Görüntülü aramasını yaptı. Burhan aramayı cevapladı ve kitabını eline alıp okudu. Okuma saati bitince yarın için “aynı
Sunyi Dean’ın Kitap Yiyenler adlı romanı, edebiyatın büyüsünü distopik bir atmosferle harmanlayan son yılların en özgün eserlerinden biri. Kitapları kelimenin tam anlamıyla yiyerek bilgiye ulaşan
Teknolojik hız trenine yetişmek için koştururken, ruhumuzun istasyonunda bekleyen o kadim soruları ıskaladık. Bir ekranın yapay aydınlığı, bir çocuğun gözlerindeki sonsuz merak ve masumiyet ışığına