Zeze Çiçeği

 

Yazar: Taner Durmaz
Matilda’nın evi küçük ama sessizdi. Öyle sıradan bir sessizlik değil, bir gidişin ardından odalara sinen, kapıların arasına yerleşen, akşam olunca daha da ağırlaşan bir sessizlik… İnsan bazen sessizliğin de bir ağırlığı olduğunu ancak böyle zamanlarda anlıyordu.

 

Bir zamanlar bu evde kahkahalar vardı.

Bir adamın ayakkabıları kapının yanında durur, çocukların sesi duvarlara çarpar, mutfaktan gelen yemek kokusu akşamı eve çağırırdı. Sonra bir gün adam gitti. Öyle büyük bir kavga olmadan, öyle dramatik sözler söylemeden… Sadece gitti. Yanına iki çocuğun alışkanlıklarını, yılların hatırasını ve başka bir kadının gölgesini alarak.

 

Matilda kapının eşiğinde uzun süre durmuştu o gün. İnsan bazen bir kapının kapanmasının bir hayatın kapanması olduğunu geç fark eder. Sonra ev yeniden sessizleşti. Ama Matilda yıkılmadı. Yıkılmak için vakti yoktu. Çünkü hayatın acımasız bir kuralı vardır: İnsan en çok yaralandığı günlerde bile yaşamaya devam etmek zorundadır.

Salonun köşesinde küçük bir sehpa vardı. O sehpanın üzerinde sade bir saksı dururdu. İçinde koyu yeşil yapraklı bir bitki… Zeze çiçeği. Matilda o çiçeği yıllar önce almıştı. Satıcı ona şöyle demişti:

“Bu çiçek zor ölür. Az su ister. Güneş görmese bile yaşar.”

O zamanlar Matilda bu sözün üzerinde pek düşünmemişti. Ama şimdi her akşam o çiçeğe baktığında sanki kendi hayatını görüyordu. Bazen elini yapraklarına dokundurur, hafifçe gülümserdi. “Demek ki” derdi, içinden “bazı şeyler susuz da büyüyebiliyor.”

Bir gece çocuklar uyuduktan sonra pencereyi açtı. Şehrin serin rüzgârı içeri doldu. Perdeler hafifçe dalgalandı. Matilda mutfağın loş ışığında otururken yıllar önce okuduğu bir şiir geldi aklına. Bir dize özellikle zihninde yankılandı:

Bir gün dedim ki kendime,

Kendimin ağacı oldum ben.

Matilda o gece uzun süre düşündü. Hayat bazen insanı kurak bir toprağa bırakıyordu. Desteksiz, susuz, gölgesiz… Ama bazı insanlar vardı ki köklerini yine de toprağa salabiliyordu. Kimse fark etmese bile büyüyebiliyordu. Belki de mesele buydu. Belki de insan bazen kendi kendine büyüyen bir ağaç olmalıydı. Matilda ayağa kalktı. Sehpanın üzerindeki saksıyı eline aldı. Zeze çiçeğinin parlak yaprakları loş ışıkta hafifçe parlıyordu. Küçük bir bardak su getirdi ve toprağına döktü.

Azıcık su.

Biraz sabır.

Biraz da inat.

Sonra saksıyı yerine koydu. O an fark etti ki hayat onu kırmıştı ama eğememişti. Terk edilmişti ama tükenmemişti. Çünkü bazı insanlar, tıpkı o çiçek gibi, zor şartlarda bile yaşamayı biliyordu. Matilda pencereden geceye baktı. Şehrin ışıkları uzak yıldızlar gibi titriyordu.

Ve ilk kez o gece, kalbinin derin bir yerinde sakin bir cümle doğdu:

“Ben de büyüyorum.”

Sessizce. Tıpkı bir Zeze çiçeği gibi.

 

Related posts

Hz. Süleyman 3. Bölüm

Onca Yıl Geçti

Anne