Yazar Ayşin Çoban
Özenle yıkayıp kuruladığı bulaşıkları tek tek dolaba yerleştirdi. Sarı bezinin, kokuşmuş çorap gibi kokmaması için çamaşır suyuna basıp bir güzel bekletti, ‘Bu da tamaaammmm’ derken de uzatmayı da ihmal etmedi tabii. ‘Sırada çocuklar için bi çorba kaynatmak kaldı, onu da yaparsam yanına da şöyle tere yağlı bi pilav, pilavı neli yapsam neli yapsam,’ diyerek buzdolabını inceliyordu. Gözüne havucu kestirdi ‘Ah anam ne güzel yapardı.’ Derin bi iç çekti. Sonra tekrar kolları sıvadı, şimdi yemek yapma zamanı.’ Çocuklar iyice acıkmışlardır’ diye düşündü. Ama önce müzik açmalıydı, radyoyu açıp ilk çıkan şarkıya eşlik ederek yemek yapmaya başladı. ‘Kanatır dedim anlamadın sana gönlümü bağlamadım, sen bir yonca bende naçar’ sonra, havuçları küp küp doğramaya başladı. ‘Evet şimdi havuçları küp küp doğradığımıza göre, hafifçe kavuralım, yaaaa bak şimdi küp küp dedim de aklıma lise yılları geldi, geometri dersinde ne zorlanırdım beeee. Amannn lise yılları dedim de bak aklıma lise aşkım geldi, hey gidi günler hey. Kör kütük aşık nerde olunur diye sorsalar lisede derim, haaa ilk okuldaki aşk da başkaydı gerçi, ah! Gülsemin ah.’
Odadan seslendi Arzu, ‘Bir şeyin yok değil mi?’
‘Ben sesli mi düşündüm? Aman Allah’ım Gülsemin’i duymadı umarım. Bi pilav yapıcam nerelere gittim ya.’
Yok bir şey hayatım sen dinlenmene bak, çorba yaptım içersin şifa olur canımın içi. Hahhh şimdi duysa da Gülsemin’i çakmaz ilk aşkım olduğunu. Yıllarca ağzımdan almaya çalıştı da tek kelime etmedim, tabi biliyorum başıma gelecekleri, sonra her kavgada (Sen onu benden daha çok sevdin zaten ilk aşkın da ben değilim) deyip vicdanımdan mıhlar beni vallahi, neyse pirinçlerde sıra, iyice süzüldü şimdi onları atayım tavaya, mis gibi olacak. Beyaz pirince turuncu ne kadar yakıştı ya. Bak şimdi, geçen nerde okudum bunu hatırlamıyorum, kadınların haftada bir gün de olsa turuncu bi fuları boyunlarına dolamaları gerekiyormuş kadın ruhuna çok iyi gelirmiş, haaaa bak bir de haftada bir gün altın günü, kadınlar günü gün günü günlerini gün etme günü yapmaları gerekiyormuş. Nerde okumuştum ki ben bunu? Nasıl da hatırlayamadım. Okumuş da olamam ki, ben spor sayfasından başka sayfa okumam, ha bir de seçim zamanı siyaset haberlerini okurum. Nerden kaldı aklımda nerden? Diye düşüncelere dalarken pilavın suyunu ekledi ve nerden aklında kaldığını bi çırpıda hatırladı.
‘ Aaaaa tabi ya! Ben okumadım ki, geçen bizim hatun telefonda Sevgi yengeme anlatırken duydum ya! Aman aklıma takılmış işte.
Pilavı kaynatmadan kısıp sonra mı altını açıyorduk, yoksa kaynadıktan sonra mı kısıyorduk? Tekerleme gibi oldu yahu. Hahayy. Hatırladım anacığım kaynadıktan sonra kısıyordu.’ Anacığım derken de tehlikeli hatıralara dalıverdi aniden. ‘Bak anam dedim de aklıma bana bulduğu kızlar geldi şimdi, en güzellerini seçerdi, ama ben Arzu’mu seçtim tabi ki, onu ilk gördüğüm anda vuruldum. Canım karıcığım benim, onu ilk görünce elim ayağıma dolanmıştı gözlerimi ayıramamıştım, yetmezmiş gibi konuşurken saçmalamıştım, o da beni aptal sanmıştı da bir daha yüzüme bakmamıştı. İlk iş görüşmesine geldiğinde kırmızı bi bluz beyaz bi pantolon giyinmişti, iş görüşmesi diye özenmişti. Dur bi saniye’.
Bir an aklını sorgulamaya başladı;
‘Arzu bana sorduğunda niye hatırlamıyorum ben bunu. Hep ilk kafede buluştuğumuz gün giydiği siyah pantolonu beyaz bluzu diyorum hep. Dur şimdi Mehmet Efendi, söyle bakalım Arzu’yla ilk karşılaştığın tarih, 09.04.2014, hmmmm demek bildin. Peki ilk buluştuğunuz tarihi de bil bakalım, 10.05.2014, valla sana helal olsun Mehmet helal, bi daha Arzu sorduğunda nişan tarihini düğün, düğün tarihini de doğum günü tarihi olarak hatırlarsan yakarım seni. Çünkü Arzu daha fena yakıyor. Yakar yakar aman pilava bakmalıyım. Ohhhhh çok iyi görünüyor mis gibi. Yanına da salata yaptım mı, tamamdır. Bakalım Arzu hangisine tam puan verecek. ‘Bunları düşünürken tam o sırada kapı çaldı. Ellerini kurutup mercekten bakmadan kapıyı açtı.
—–Aman Sevim abla buyur.
Üzerinde mutfak önlüğünü elinde mutfak havlusunu görünce gülmekten konuşamadı komşu Sevim.
—-Abooooo! Bizim oğlan ne örüğön bakem, şalvar da giyeydin ya’. Kıkır kıkır gülerken,
Mehmet içinden eyvahlar ediyordu, ‘Şimdi Sevim abla kocası Mahmut abiye, kocası Mahmut abi, Musa dayının çay ocağındaki tüm okey arkadaşlarına ohoooo millete dalga konusu kaç yıllık hem de. Ah Mehmet ah, şu mercekten bakmayı öğrenemedin oğlum’.
—–Aynen Sevim abla, Arzu biraz rahatsız ya bu günkü işler bana kaldı malum, bir şey mi oldu abla?
—-Aman Arzu hasta mı? Çok geçmiş olsun, bende bi kahve içip havadisleri anlatacaktım tüh.
‘Havadisler mi?’ diye düşündü Mehmet, bi tuhaflık fark etti kendinde bayağı merak etmekten kendini alıkoyamıyordu. Bu işte bi terslik sezse de içten içe merakından terslik mi işin içinde iş mi terslikte sorgulamadı. Öğrenmeliydi bu çıtır çıtır taze havadisleri ama nasıl? Aklına pratik çözümler geldi, pek iyi çalışıyordu bugün kafası,
—-Sevim abla bana söyle ben Arzu’ya iletirim sıkma canını, ben anlatırım.
—-Olmazz! İlk ağızdan yani benim ağzımdan duyması lazım. Olmaz.
—-Yahu senin için abla, sen yine de anlat, bak Arzu iyileşince sonra Melahat abla senden önce davranır maazallah. Ama sen bana anlatsan ben Arzu’ya anlatsam Sevim abladan duymuş olur yani ilk ağızdan.
Sevim bi düşündü, mantıklı geldi Mehmet in dedikleri.
—-Eeee tamam o zaman Arzu’ya de ki! Şu ikinci kata taşınan yeni çift var ya, hani üç ay önce düğünleri olan, böyle özene bezene evi dizdiler,
—-Eeeeee!
‘Hiç de tanımıyorum ama neyse bu havadisi merak ettim doğrusu’. diye de iç geçirdi.
—-İşte onlar boşanıyorlarmış.
—-Aaaaaa neden?
—–Neden olacak, adam buna 35 yaşındayım demiş, düğünde nikah kıyılıp evlilik cüzdanı geline verilince düğün heyecanı incelememiş, sonra bi bakmış ki adam 40 yaşındaymış.
—–Bakmasa iyiymiş yavvv.
—-Kız 26 yaşında adam resmen kandırmış.
—-Vay be, düğün olana kadar yaşını küçültmeyi akıl edememiş demek.
—-Akıl edememiş, aman ne diyorum Mehmet sana uydum ne dediğimi de bilmiyorum, aman ben en iyisi Arzu’nun iyileşmesini bekleyeyim, tadı çıkmadı dedikodunun, boyu devrilesice demiyon da niye değişmemiş kimliği diyon, neyse neyse Arzu’ya selam söyle geçmiş olsun.
—-Derim.
‘Aman adam akıl edemediyse ben mi hatalıyım yani?’
‘Aman bu da dedikodu beğenmiyor. Neyse ben salataya girişeyim en iyisi, havadismiş havadis de havadis olsa, boşuna merak ettim.
Salataya ne gider, hmmm domates marul havuç, buna da havuç. Ya bak şimdi havuç dedim de bizim sınıfta turuncu Serkan vardı, havuç lakabını takmıştık, ne serseriydi, yahu okulu resmen okumadan bitirdi. Ama çok eğlenceli çocuktu, onunla takılınca çok eğlenirdik, derslerde tembelin tekiydi, anam (bu adam olmaz) derdi, ne adam olması anacım şimdi adam şirket sahibi, yatlar, katlar yazlıklar, ah ah onunla takılsaydım kesin ortak olurduk, ama nerdeeee! Bir gün onunla okulu astım da anam yakaladı beni, nerdeyse kulağımdan oluyordum. Şimdi ben neredeyim o nerde?
Nerelere gittim gene, marulları doğrarken havuçları rendelemeye geçmişim de farkında değilim marulları ne ara doğradım.
Hey gidi günler hey! Çoktandır yad etmiyorum sizi, bugün ne diye aklıma geldiniz bir bir. Unuttum sanmıştım o günleri, dün sorsalar hatırlarsan bu kadar sana para veririm deseler hatırlayamazdım, ama ne hikmetse bugün tek tek hatırlıyorum.
Düşünsene Gülsemin’i bile hatırladım.
—-Mehmet bir şey mi dedin? diye seslendi tekrar Arzu.
Uy aha! Yine mi sesli düşündüm yahu? Yoksa içimimi okuyorsun be Arzu.
—–Yok hayatım gül sensin gülüm dedim.
Bak bunu duymadı, ah ah! Ömrüm ömrüm ömrümün törpüsü karıcığım.
—-Efendim hayatım ne dedin?
—Ömrüm dedim ömrüm iyi bakayım sana da tez vakitte iyileş dedim.
‘İyileş iyileş de yoksa benim kafa bu kadarını kaldırmaz kaldıramaz yani. İlkokula kadar gitmeler, havuç Serkan’ı hatırlamalar, peki annemin bulduğu kızlara ne demeli? Askere gidince en az on adet kız bulmuştu ve ben hepsini hatırladım isimleriyle birlikte hem de isimlerini saysam sayarım da Arzu hemen çakıyor mevzuyu yoksa bir bir hatırlıyorum yahu neler oluyor bana böyle Allah’ım. Dur bi dakika tabi ya! Bak şimdi anladım, lan kadınlar bütün planlarını burada kuruyor, daha geçen Arzu bulaşıkları yıkayana kadar ortada bir şey yokken yıkadıktan sonra salona gelip bana ajda bilezik aldırmadı mı? Peki ya evi duvar kâğıdı yaptırdığımızda, kredi kartının sınırı aştığı zaman gıkımı çıkartamamıştım. Ve hepsinde mutfaktan çıkıp sonra ikna etmişti beni. Tabi ya! Tabi ya! Rıfat’ı aramalıyım hemen hemen.’
Büyük bir heyecanla yeni yerler keşfetmiş gibi, yeni icatlar bulmuş gibi, Edison’un elektriği bulduğundaki heyecana eş değer bir telaşla telefona sarıldı,
—-Alo Rıfat beni dinle abi! Karargâhı değişiyoruz, biz boşuna Musa dayının çay ocağında ülkeyi kurtarıp dünyayı batırmışız oğlum boşuna fenerin nasıl şampiyon olacağını hesap etmişiz, boşuna orda borsadan zengin olma hayalleri kurmuşuz oğlum mekânı değişiyoruz bundan sonra yeni mekân bizim mutfak.
—–Abi anlamadım okeyi de sizin mutfakta mı oynayacaz?
—–Oğlum ne diyorum sana bu bizim hanımların bizi nasıl parmaklarında oynattıklarının sırrını budum, bu tahmin edemeyeceğin kadar büyük bir buluş bundan sonra karargahımız mutfak, okeyi de burada oynarız.
—–Abi ama okey dört kişi oynanır.
—Hııııımmmm oda doğru, Arzu da senden başka arkadaşımı katiyen eve almaz. Ama dur ona da çözüm buluruz abim benim, dur iki saniye sessiz kal şu tezgâhı silerken ölçüp biçmem gerek.’ Sarı bezi bir güzel durulayıp tezgâhı silmeye başladı, bir iki bez vuruşundan sonra ‘. Buldum buldum Rıfat’ım, o zaman Sevgi yengemi de getir ben sen yenge ve Arzu al sana dörtlü okey oyuncusu.
—–Tamam abi öyle yaparız artık, ama önce bi Sevgi’ye danışmam lazım.
—-Tamam ben de Arzu’ya danışırım oldu bu iş. Mutfaktan çıkar çıkmaz işler böyle yürüyor abim püf noktası bu, haydi hayırlı haberle koçum benim.
O gün dünya için küçük ama Mehmet ve Rıfat için büyük bir keşif oldu böylece, yeni karargahları artık mutfaktı ve eşleri o günden sonra onları mutfaktan salona nasıl atacaklarının planını mutfak masasında okey oynarken kumaya çoktan başlamışlardı.
1 Comment
Çok güzel bir hikâye, yüreğinize sağlık