Taş kağıt makas’ı kaybettin dedi gülerek. “Bulaşıkları yıkadıktan sonra bir çay koy” diyerek televizyonun kumandasını almıştı. Bulaşıklarımı yıkadığımı hatırlıyorum, sanırım kettle’ın düğmesine de basmıştım.
“Evim sessizdi, ama sessizlik bazen bağırmaktan daha çok acıtır insanı.” Küçükken herkesin bir evi vardı. Benim de vardı, ama benim evim sessizdi. Konuşulmayan cümleler, söylenmeyen
Bazı kelimeler ağızda büyümez, midede büyür. Yıllardır içimde beslediğim o iki kelime artık kaburgalarıma sığmıyor. Bir tespihin ipi koptuğunda taneler dağılır ya; benim hikâyem o
Bir ihtiyacı olmamasına rağmen Pelin’in bu eşyayı almak için ısrar etmesine Emir bir anlam veremiyordu. Pelin eskiden böyle şeyler yapmazdı. Olmadık şeylere hevesi hiç olmamıştı.
Babasıyla annesinin ayrılmasının üzerinden iki yıl geçmişti. Annesiyle beraber geziye gidecek olmaları onu çok heyecanlandırıyordu. Avrupa gezisi için Sema da büyük bir hevesle yola çıkmıştı.
Kahverengi bavula doldurdum hayatımı, Siyah sapı elimde gidiyorum. Kaybetmek yazılı duvarları evimin. Hepsi emek gerektirdi. Çok kan kaybettim. Ölmedim, Ölmedin senin yaşadığın Benim öldüğüm siyah
Elif, hayatı boyunca aşkı kristal gibi taşımıştı; kırılmasın diye nefesini tuttuğu, parlasın diye ruhundan ödün verdiği bir kristal. Onun için sevmek, söylenen her yalana beyaz
Kerim ÖZBEKLER Gazeteci-Yazar Aydın’ın Sultanhisar ilçesine bağlı Atça kasabasında yoksul bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi Atçalı Kel Mehmet. Anası ağanın konağında çamaşır yıkayarak geçimini
Hastaneden çıktığımda, poliklinik ve acil giriş kapılarının arasındaki kafeye doğru ilerledim. Bu gidişim gayri ihtiyari olmuştu. Sanki beni kafenin içine çeken bir şeyler var gibiydi.
Küçük bir sahil kasabasında artık yaz bitmiş, etraf sessizliğe bürünmüştü. Sokakta yaşayan hayvanlar, yazdan kalma alışkanlık ile restoranların önünde yiyecek arıyorlardı. Bisiklete binen çocuklar, yüksek
Sevgi dolu kalbi huzur dolu olurdu her zaman. Vicdan terazisi hep olayları denk tartıyordu. İşini severek yapan, adalet sahibi, düzgün bir iş adamıydı. Yüzünden
Yeryüzünde bir dağ olsaydım, en büyük dağ, ben olurdum. Eteklerimde türlü renkte çiçekler açardı. Çiçekler mis kokularını etrafa saçarken bir gelinin gelinliği gibi eteklerimin etrafını