Şefika Gül Tüzün
“O gün sessizce yatağından kalkmıştı. Yirmi dört saat sonra hayatının değişeceğini hiç bilmiyordu ki. Memleketine gideceği için hazırlıklara başladı. İlk önce bulaşıkları yıkayıp yerlerine koydu sonra evi toparladı. Kendisi evde yokken evdekilerin yemesi için bir şeyler hazırlamak üzere tekrar mutfağa girdi.“
Tam o sırada kapı çaldı ve gelen kocasıydı. Bir saate çıkmalarını söylediğinde Manolya şaşırmıştı çünkü otobüs biletini akşam on bire almışlardı ve sadece kendisi gidecekti. Sorgulamadı çünkü sorgulamayı bırakalı bayağı olmuştu. Manolya kendisini bırakalı, kaybedeli yıllar geçmişti. Aslında ne kadar da güzel biriydi. Kendine değer verir, mesleği olan öğretmenliği severek yapar ve hafif balık etli oluşuyla barışık kendi halinde yaşar giderdi, tabii onunla evlenmeden önce.
Tamam, deyip işlerini yoluna koymaya başladı. Bir yandan da sessizce salonda oturan kocasını izliyordu. Acaba ne olmuştu da fikrini değiştirip memlekete beraber gitmeye karar vermişti? İşlerini bitirip valizini hazırlamak için yatak odasına geçti ve o sırada kocasına seslendi. “Sana da bir şeyler koymamı ister misin?” diye. Nerden bilebilirdi ki onun bilinmeze gittiğini. Bunu şimdilik kimse bilmiyordu. Sessizliğini bozmadan kafasını hayır manasında salladı çünkü o da kendisinin orada kalmayacağını zannediyordu. Hazırlıklar bitmişti valizi arabaya yerleştirip yola çıktılar. Bütün yolculukları sessiz geçerdi ama bu sefer ki bir başkaydı. Ölüm sessizliği gibi ecele gider gibi akan yollar bitmişti. Memleketlerine varmışlardı. Manolya, annesinin evine geldiği için mutluydu ama gözleriyle kocasını izlemeye devam ediyordu. O akşam yataklara geçip her şeyden habersiz uyumaya çekildiler.
Sabah olduğunda herkes kendi işine koyuldu. Manolya, arkadaşının düğünü için hazırlıklara başladı. Kocası da arkadaşlarıyla buluşacağını sonra da eve dönmek için yola çıkacağını söyledi ve vedalaştılar. Manolya, o gün işlerini bitirdikten sonra hazırlandı. Kocasına gün boyu hiç ulaşamamıştı. Çoğunlukla da ulaşamazdı zaten ama bu sefer ki farklıydı, içinde bir tedirginlik vardı. Arkadaşının düğününe gitmişti ama hiç keyfi yoktu. Düğündeki akrabaları, Manolya’dan gözlerini alamıyordu çünkü balık etli Manolya gitmiş, yerine daha zayıf ve farklı bir Manolya gelmişti. Bunun farkındaydı lakin hiç umursamıyordu. Gözü hep telefondaydı. Acaba kocası arar mı diye bakıyordu. Öyle olur ya! Bir an bakmayı bırakırsın ve o an oluverir. Gözünü telefondan ayırdığı bir vakit çalmış ve beş tane cevapsız arama gelmişti. Masaya döndüğünde hemen telefonu eline alıp baktı, bu kadar arayan kimdi? Arayan eltisiydi şaşırdı ve hemen dönüş yaptı. Neden aramıştı ki? Hem de böyle acı acı. Telefona dönüş yapmak için müsait bir yere geçti. Aldığı haberle yıkılan Manolya, yerle bir olmuştu. Bu haberle ailesinin yanına gidemezdi çünkü duygusal olarak çok kötüydü. Bir de eltisinden sıkı bir tembih yemişti. “Sakın kimseye söyleme.”
Ablasına “Sana gidelim mi?” dedi. Ablası da kabul etti ve geceyi birlikte geçireceklerdi. O gece ablasıyla hem konuşuyor hem de içi kan ağlıyordu. Ablası hiçbir şey fark etmemişti çünkü senelerdir mutlu rolü yapmaya o kadar alışmıştı ki mutsuz olduğu fark edilmiyordu. Gece üç olup uyumaya çekildiğinde Manolya uyumadı. Telefonuna Kur’an-ı Kerim yükleyip fetih hatmi yapmaya başladı çünkü kocasının gözaltına alındığını öğrenmişti ve sebebini bilmiyordu. Kocasının kendisine yaptıklarına rağmen ona bunu hiç yakıştırmıyordu kesinlikle bir yanlış anlaşılma vardı.
Elbette bir gün her şey su yüzüne çıkacaktı ama olmadı. Hiçbir zaman açığa çıkmadı içinde hep bir şüphe ile kaldı. Acabaları ile yaşamaya çalışıyordu. Ta ki yüzleşene kadar hepsini bir bir itiraf etti. Manolya ile evliliğini sürdürmesi gerektiğini bundan dolayı ayrılmak istememesi, hepsi işlediği suçtan dolayı adını temize çıkarmak içindi. O günden sonra Manolya, eskisi gibi mavi değil, mordu. Hayatındaki en büyük yanlışlığı fark edip kendine yeni bir yol çizecekti…