“Yine o lanetli ışık, dolaptan sızıyordu. Bildiğin mor renkte atan bir kalp, karanlıkta göz kırpan bir hortlak gibi.”
Selahattin, İstanbul’da bir kamu kurumunda çalışan bekâr yalnız ve bazı korkularla mücadele eden bir adamdı. Otuz sekiz yaşındaydı ve annesi “Evlenemedin gitti” diye darlıyordu. Her gün arayıp “Selahattin’im… sesin yorgun geliyor evladım, ateşin mi var yoksa? Tavuk suyu çorbası yaptım, getireyim hemen” diye devam ediyordu ki az geçmeden kapı çalıyor ve üst komşusu Nezaket Teyze kapısında bekliyordu. “Seni camdan gördüm Selahattin oğlum, yüzün soluktu. Annen tembih ettiydi. Tavuk kaynattım yavrum, hemen sana bir çorba yaptım. Yatmadan iç mutlaka iyi gelir, şifadır şifa!” diyerek bir kavanoz çorbayı eline tutuşturuyordu.
Gelgelelim Selahattin’in tavuk suyu çorbasıyla travmatik bir ilişkisi vardı. İçtikçe ter basıyor, çocukluğundaki grip sezonları aklına geliyor, gözleri yaşarıyordu. Her şeyin üstüne bir de kredi kartı ekstresi ölüm yazgısı gibi tepesinde duruyordu. Şimdiyse yatakta üstünde burnuna kadar çekilmiş bir yorgan, elinde eski bir Yasin, gözleri mor ışıkta. “Tamam” dedi içinden. “Ben çocukken karanlıktan ve gece titreşen gölgelerden korkardım ama artık bir yetişkinim. Kira, doğal gaz, elektrik ve telefon ödüyorum lan ben. Korkacak daha başka şeyler var artık.” Psikoloğunun önerdiği teknikleri hatırlamaya çalıştı, ne demişti?
Beş şey gör…
“Görmüyorum abicim, karanlık. Gördüğüm tek şey dolaptan gelen mor cehennem ışığı.”
Dört şey hisset…
“Yorgan. Burnum. Elimdeki Yasin ve Yasemin’in gidişinden sonra oluşan o koca boşluk.”
Üç şey duy…
“Rüzgâr. Dışardan gelen çöp kamyonu gürültüsü ve kalbimin, borçlarımı hatırlatır gibi atan sesi.”
İki koku…
“Korkudan çıkardığım gaz ve ucuzluktan aldığım naneli diş macunu.”
Bir tat…
“Diş macunu ve hâlâ akşam yemeğinde içmeye çalıştığım tavuk suyuna çorba ve ben o çorbadan nefret ederim.”
Kendini biraz toparlar gibi olunca kalktı, ayağını soğuk döşemeye basar basmaz içinden sunturlu bir küfür geçti. Emin adımlarla dolaba yürüdü, dolap kapısını ani bir hareketle açtı. Ne var ki içerden fırlayan bir şey olmadı. Dolapta sadece bir bluetooth hoparlör, mor mor yanıp sönüyordu. Cep telefonunun ışığıyla inceledi. Üzerinde Arap harfleri mi Latin mi belli olmayan garip bir yazı: “Zirzop-1 Modeli”. O sıra odada bir ses bomba gibi yankılandı. “SE-LAA-HAT-TİN! Düğmeye bas!” Selahattin korkudan yere düştü, bir yandan da kendi kendine söylendi. “Bu ne lan? Spotify artık cin-peri işine de mi el attı?” Kafası karışık ama umutsuzluktan yılmış halde düğmeye bastı. Hoparlörden mor bir duman yükseldi önce. Ardından odanın ortasında ani bir patlama gürültüsüyle birlikte Cin Cabbar beliriverdi!
Üzerinde neon sarısı bir sabahlık, altında parıltılı şalvar, ayağında parmak arası terlik, kafasında topuz yapılmış bir tülbent, elindeyse bir kahve kupası…
Selahattin şaşırmıştı:
-BU NEEE BEE?!
Cin Cabbar kollarını açtı:
-Beni çağırdın, geldim işte! Selahattin, ben senin kısmetinim!
Selahattin geriye doğru yürüdü:
-Ben kimseyi çağırmadım. Sen de kimsin? İn misin cin misin? Bu ne kıyafet?! Dizi karakteri gibisin.
Cabbar gözlerini devirdi:
-Allah aşkına Selo ya biraz medeniyet ayol… 2025 yılındayız. Hâlâ ‘niye sabahlık giydin’ mi diyorsun? Alaaddin zamanında yelek gömlek modaydı ama şimdilerde ben ev konforunu tercih ediyorum valla. Üstelik sabahlığım anti-stres kumaştan sihir yaparken daralmıyorum artık.
Selahattin şokun etkisiyle “Şu bildiğimiz Alaaddin’in Cini misin yani?” dedi. Cabbar gülümsedi:
-O çakmam. Disney versiyonum. Ben orijinal Cabbar’ım ayol. Cinler Sendikası, Ruhlar Platformu Başkan Yardımcısı. Binlerce yıldır dilek görevindeyim. Bugün son tayinim çıktı: Sana! Sonra emekliyim!
Selahattin hâlâ inanamaz haldeydi:
-Peki… üç dilek falan var mı?
Cabbar başını salladı. “Klasik paket üç dilek. Ama dikkatli ol, biri geçen sene ‘İnstagram’da ünlü olayım’ dedi kedi filtresi suratına yapıştı, hâlâ kurtulamadı.” Selahattin düşünüyordu… sonra gülümseyerek:
-O zaman, birinci dileğim: Kredi kartı borçlarım tamamen silinsin. Hem de faiziyle.
Cabbar parmağını şıklattı. “Silindi. Banka seni ‘mistik vaka’ olarak arşivledi. Hatta banka müdürü sana en iyi müşteri plaketi hazırlatıyor.” Selahattin hemen kontrol etti. Borç miktarı anasından doğduğu günkü kadardı. “0” Selahattin biraz daha cesaretlendi. “İkinci dileğim… Resmî maaşım, müsteşar maaşı seviyesine çıksın” “Hatta işe gitmeden maaşım hesaba yatsın, bankamatik memurlar gibi olayım”.
Cabbar:
“Yapıldı. Şimdi bankadan SMS’ler düşecek telefonuna artık altı ayrı yerden maaş gelecek her ay hesabına. İşe de gitmen gerekmiyor. Hatta kurum çaycısı her sabah eve getirecek çayını.” O sırada gerçekten telefon bipledi. Hemen ardından da kapı çaldı. Kapıda çaycı Hüseyin, “Çaylarrrr” diyerek çayını eline tutuşturdu. ”Saygılar müdürüm” diyerek önünde eğilerek gerisin geri gitti. Selahattin şaşkın kapıyı kapatıp önce çayından bir yudum sonra derin bir nefes aldı.
“Ve… üçüncü dileğim…”
Cabbar temkinliydi:
-Hadi bakalım, en kritik kısım…
Selahattin yumruklarını sıktı. “Bu dünyadan tavuk suyu çorbası kalksın. O çorba artık YOK olsun! Ne annem zorla içirsin ne Nezaket Teyze kapıma dayansın. Kimse beni sıcak sıvıya boğmasın!” Cabbar gözlerini kocaman açtı:
-Vayyy sen… gerçekten karanlık bir insanmışsın. Beğendim. ŞAK! Tavuk suyu çorbası, dünyanın her yerinde aynı anda yok oldu. Lokantalarda “çorba bitti” yazısı camlara asıldı. Anneler ağlayıp ağıtlar yaktı. Marketlerde hazır çorba reyonları yağmalandı.
Az sonra telefonu çaldı, arayan annesiydi:
-Selahattin oğlum, inanmayacaksın tavuk haşlıyorum suyu çıkmıyor. Ben şimdi nasıl çorba yapacağım evladım sana, eyvahlar olsun. Ne oluyor bu dünyaya?”
Bu sırada güm güm kapı çalındı, gelen elbette ki alı al moru mor komşusu Nezaket Teyze’ydi. “Selahattin evladım, ay inanmayacaksın ne oldu? Dolabımda her zamanki tavuk vardı, tam hadi çıkarayım Selahattin oğlum sever ona bir çorba kaynatayım dedim ki aa bir de ne göreyim tavuğun sanki tüm suyu çekilmiş sadece kuru kemik kalmış, bu ne iş anlayamadım. Tövbe tövbe! Haberlerde de duyduydum ama inanmadıydım. Şimdi senin canın çorba çeker ne yapsam bilemedim ki acil bir çare bulmalıyım” deyip gerisin geri yukarı gitti.
Selahattin mutfakta tek başına ağzını kapatmış kıs kıs gülmekteydi.
O sırada Cabbar arkasında beliriverdi. “Bu başlangıçtı Selahattin. Dilersen birlikte anneni evlendirir, üst komşuya ev taşıttırır, Yasemin’i tavlarız. Hepsi sende.”
-Nasıl olacak bu, dilek hakkım bitti sanıyordum.
Cabbar koltuğa yerleşmiş parmak arası terliğini sallarken derin bir iç çekti. “Vallahi Selahattin… Üç dilekle dünyayı değiştiren ender müşterilerdensin helal olsun sana be. Dilek hakkın bitti ama biz de daha ölmedik.” Selahattin kahkaha attı. “O zaman sen hoparlöre geri mi dönüyorsun?” Cabbar kaşını kaldırdı. “Yok artık emekli oldum ya bir süre yanına yerleşiyorum. Dilekler bitti ama… Ruhsal Rehberlik Hizmeti açık. Birlikte Yasemin’e açılacağız.” Emekli de olsa bir cine git demek olmazdı, küçük odayı Selahattin ona hazırladı. Yeni müsteşar maaşıyla eve bir masaj koltuğu, bir Türk kahvesi makinesi ve akıllı bir süpürge de aldı. Yaşasındı, hayatında tavuk suyu çorba yoktu artık ama kalbinde hâlâ bir boşluk, bir sızı, bir “çevrimiçi ama mesaj atamıyorum” durumu vardı.
Yasemin…
2018 yılında ayrıldıkları günden beri onu hiç unutamamıştı. Hâlâ Instagram’da gizli hesaptan stalk’luyor, “story’sine kim bakmış?” listesinde üçüncü yedek hesabıyla hep birinci sırada yer alıyordu.
Facebook’ta “Eski Sevgililer-Duygusal İltifatlar” sayfasında aşkını ve acısını anlatan yürek burkan paylaşımlar yapıyordu. Yaseminse arkadaşları ile boy boy fotoğraflar paylaşıp hiç yüz vermiyordu ona yani story’leri dolu, kalbi boştu ya da öyle sanıyordu. Bir gece Cabbar odasından bir hışırtıyla salona geldi. Bu defa üzerinde bordo kadife sabahlık ayağında pofuduk flamingolu terlikleri vardı. “Selahattin… Ben geldim. Ne haber birader?” Selahattin o sırada koltuğunda oturmuş boza içerken Yasemin’in eski paylaşımlarına bakıyordu.
-Yasemin… onu unutamıyorum Cabbar. Bitti diyor ama bana her doğum günümde kalp emojisi atıyor. O kalpte hâlâ bir şey var bence.
Cabbar iç geçirdi:
-Aşk en zor sihir. Hele ki sosyal medya çağında… Neyse dilek hakkın bitti ama ben sana ‘Bonus Duygusal Danışmanlık Paketi’ açtım. Evet artık ‘Yasemin 2.0’ için beta testindeyiz.
Selahattin gözlerini kocaman açtı. “Gerçekten mi?” “Yarı gerçek yarı spiritüel… yüzde yüz saçmalık” dedi Cabbar. “Ama işe yarayabilir.” Cabbar, taktikleri sıraladı.
MSN ismini “SelooOoOo KalbimSensinYasemin” yapmak
Facebook’tan “poke” atmak
WhatsApp profil fotoğrafını birlikte çektikleri 2017 yaz tatilinden seçmek
-Cabbar bu taktikler… şey… biraz… demode sanki 2008 model gibi sanki?
“İyi de ben orada kalmışım, aradaki sürede Cinland’da tatildeydim Selahattin. 2008’de TikTok mu vardı, insanlar bunları kullanıyordu.” “Madem öyle konvansiyonel plana geçelim” dedi.
Yasemin hâlâ sabahları yürüyüşe çıkıyor, akşamları markete gidiyordu. Cabbar bir plan yaptı, Selahattin’i her sabah köşedeki büfeye gönderdi: “Aynı anda çay alırsanız göz göze gelirsiniz.” Mahalle kedisine GPS taktı, Yasemin’in rotasını analiz etti. Yasemin’in Spotify listesinden onun en çok dinlediği şarkıyı analiz etti: Sezen Aksu – Kaç Yıl Geçti Aradan
“Bu Sezen şarkısı varsa listesinde… geri dönüş mümkün!” dedi Cabbar, gözleri parlayarak. Gelgelelim büyük bir tehlike kapıya dayanmıştı… Tüm bu planlar yapılırken üst komşu Nezaket, tavuk suyunun yokluğunu hâlâ kabullenememişti. Elinde yeni bir tencereyle kapıyı çaldı:
-Selahattin evladım…müjdemi isterim. Facebook’da şahane bir çorba tarifi buldum tam senlik. Kereviz saplı brokoli çorbası… Tavuk suyu belki yok artık ama bu da tam sağlık bombasıymış. Anneciğini de aradım hemen müjdeyi ona da verdim pek sevindi kadıncağız”
-Teşekkür ederim Nezaket Teyze… ama ben… ama şu an çok işim var da.
Nezaket kapıdan kafayı uzatıp içeriye bakmaya çalıştı. Salon koltuğuna atılmış Cabbar’ın parlak sabahlığı görünce bir göz kırptı:
“Yoksa kız meselesi mi” diye fısıldadı “Çorbayı artık beraberce içersiniz, iyi gelir” diye kıkırdayarak “sen işine bak hadi hadi! Nişan için tatlılar benden, haberin olsun!” “Çok güzel zerde yaparım” deyip yüzünde benim hemen annesini aramam lazım ifadesiyle koşar adım merdivene yöneldi. O sırada Selahattin kapıda elinde çorba tenceresi kalakalmıştı. Cabbar arkasından yanaştı. “Haklıymışsın oğlum Selahattin ama yapacak bir şey yok, bu kadın bana bile terliğimi ters giydirir” diye omzuna vurdu.”
Neyse ki aynı gün bu travmayı unutturan bir gelişme yaşandı. Yasemin ilk kez o gün Selahattin’in story’sine bir kalp attı, üstelik doğum günü bile değildi. Cabbar zafer kazanmış gibi salonun ortasında dans ediyordu ki Selahattin heyecandan hoparlörü elinden düşürdü. Hopp Cabbar tekrar hoparlörün içine dönüverdi. Ne yapacağını düşünürken, Selahattin’in cep telefonuna bir mesaj düştü:
“Selahattin’im ben Maldivler’e geldim, emekliliğin tadını çıkarıyorum. Dilek hakkın bitti ama neyse ki umut sınırsız. Bundan sonra Yasemin’i fethetmek senin görevin. Ben sihri yaptım, müsteşar maaşınla aşka yürümek sende artık.”
Cabbar, Ruhsal Rehberlik Departmanı Başkanı (RRD-B) Ekinde bir fotoğraf; Muhteşem bir kumsalda güneşte ışıldayan parlak tanga mayosu ile Cabbar, elinde şemsiyeli bir meyve kokteyli ayağındaysa her zamanki parmak arası terlikleri….