Kübranur Ateş Mıhcı Bugün hiç kendinizi yorgun hissettiniz mi? Ya da “Elim kolum tutmuyor” dediğiniz bir gün mutlaka olmuştur. Bir süre önce bende devamlı yorgun
Hayat sunar, insan sanar. Hayatı sunduğu kadar değil aldanışları kadar yaşar. Zaman bazı anlara nokta koyup, üzerinden akıp geçmesine aldırmadan hayata hep ordan başlayıp yaşamaya
Nazlıcan, takvimi delik deşik ettiğinden beri ev arkadaşları onu “Kırmızı Alarm Komutanı” diye çağırıyordu. Çünkü her ayın ortasında evin havası değişir, bitkiler solar, kediler camdan
Yetti bana bu hasret, hiç dayanamıyorum. Sabırla helva koruk, ben sabredemiyorum. Gönlüm yorgun, perişan; toparlanamıyorum. Hakk'tan dileğim vuslat; her dem yalvarıyorum.
Köyün en sessiz evi, mezarlığın hemen karşısındaydı. Burada oturan Naciye Teyze’nin boyu pek uzun sayılmazdı. Hafifçe kamburu çıkmıştı artık. Yılların yükü sırtına değil de ruhuna
Mırnav beklemeyi sevmezdi. Hele ki karnı guruldamaya başlamışsa… Hayır. O vakit tek bir yol vardı: Görevimiz: iş başa düştü. O gün de yine aynısı olmuştu.
Üsküdar’daki eski bir plazanın gece temizliğinden sorumlu olan Gülbahar Teyze, kova ve paspasıyla ıssız lobide yavaş yavaş ilerliyordu. Yerleri yeni cilalamıştı, camlar pırıl pırıl olmuştu.
Nezaket Hanım, seksenlerin ortasında hafızanın kıyısında yaşayan bir zarafet timsaliydi. Eski edebiyat öğretmeni, şair ruhlu, ama son yıllarda şiirden çok “şey… neydi onun adı…” diyordu. Gündüzleri
"Siyahın asaletinin iyice hissedildiği, gecenin ürpertici yalnızlığının hakim olduğu, ayın en saf ve masum haliyle yanımda olduğunu hissettiğim andı, kalemime sarıldığım an.