Köyün tüm sürüsünü otlatan, on beş-on altı yaşlarında gürbüz bir çoban vardı. Seherin çiğ soğuğu, öğlenin yakıcı sıcağı, gecenin yıldızlı sessizliği ya da ayazı... Onun
Gül, öğretmeninin sorusu karşısında ne yapacağını bilmezken bir anda kendini bambaşka bir dünyada buluverdi. Etrafındaki her şey küçülmüş gibiydi belki de küçülen kendisiydi. Masanın bacakları
Manarlan Muzaffer'le tanışıklığımız seksenli yılların ilk çeyreğinden…Onunla arkadaşlık ediyordum o sıralar. Muzaffer benden üç dört yaş büyüktü. Zaten kendi yaşıtlarımla pek arkadaşlık etmiyordum. Muzaffer; maşallahı
Kamışlıktan koparıldığı günü hatırlamıyordu ney, ama içindeki boşluğun, o günden beri hiç dolmadığını biliyordu. Rüzgârlar geçmiş, eller onu taşımış, ateşle dağlanmıştı. Herkes ona şekil vermişti
Beyaz bisiklet bana bakıyor. Ben bakmamaya çalışıyorum ama o hep orada. Avlunun köşesinde. Güneş vurunca gözümü alıyor. Sanki bilerek parlıyor. Sanki “buradayım” diyor. Ama ben
Yılın son günleri, çoğu insan için doğal bir duraklama anı yaratır. Takvim değişmeden hemen önce, yaşananlara dönüp bakma ve önümüzdeki zamana dair düşünme ihtiyacı kendiliğinden
Platon’un Timaios adlı eseri, felsefe tarihinde yalnızca bir doğa kuramı değil, aynı zamanda evrenin anlamına dair yazılmış en güçlü düşünsel anlatılardan biri olarak kabul edilir.
Aile, insanın hayata tutunduğu ilk dal, dünyayı tanımaya başladığı en güvenli limandır. Bireyin karakteri, dili, duyguları ve hayata bakışı büyük ölçüde aile içinde şekillenir. Bu
Wolfgang Amadeus Mozart’ın Rondo alla Turca olarak bilinen ve halk arasında “Türk Marşı” diye anılan eseri, yalnızca neşeli bir piyano parçası değildir; aynı zamanda 18.
Yol, insanın kaderle konuşma biçimi gibidir; bazen sessiz, bazen rüzgârlı, bazen de bir kuşun kanadına tutunmuş kadar hafif. Ama her zaman bir şey fısıldar insana: