Belki de yaşlı bir kadın çok inanmasa da o anda içine gelen istekle sırf espri olsun, birazda muziplik olsun diye boynundaki tülbenti çıkarıp dilek ağacının
Soğuk esen rüzgâr yüzüne vurduğunda, serinliği iliklerine kadar hissetti. Şehir sonbaharı yaşadığı için sahil boyu her zamankinden daha tenhaydı, şansına. Buradan kaç kere geçmişti ama
Nesiller ve çağlar boyu yeryüzünün şekilleri, geçim kaynakları, iletişim tarzları, sistemleri hep değişip durmuş ama içinde karıncalar misali dolaşıp duran insanın arayışı hep aynı kalmış.
"Serin bir sabah esintisiyle uyanmıştı Süleyman Dede. Yetmiş sekiz yaşına merdiven dayamıştı ama hâlâ her sabah saat yedide kalkar, çayını koyar, üstüne karısı Nazife’yi uyandırır,
301 numaralı hastane odasının kapısında durakladı.Bir an nefesini tuttu, sonra yavaşça verdi. Kalbindeki sıkışma geçmedi. Kapının yanındaki sandalyeye oturup ellerini dizlerinde kenetledi. Birkaç saniyelik sessizlikte,
"Tarih boyunca insanlık, kendini ifade etmenin ve duygularını yansıtmanın birçok yolunu keşfetmiştir. Bu yolların en zarif ve en anlamlılarından biri de o semboldür."
"Ben Marie Antoinette. Kutsal Roma İmparatoru I. Franz ve Maria Theresia'nın on beşinci çocuğuyum. Çok sıkı ahlak kurallarıyla büyütüldüm. Avusturya-Fransa müttefikliğinin uzun ömürlü olması adına
"Sevgili Kadın, Bak şimdi… Sana bu mektubu, gözüm sehpanın üstündeki kumandayı görüp kolumu uzatamayacak kadar yorgun olduğum bir pazar günü yazıyorum. Niyetim ne kavga ne
MEDİNE MEHTAP UZUN Gülümse dediler,alıştım.Ama içimde…bir yer hep somurtuyor hâlâ. Sallanmak değil bu,denge arayışı belki.Ya da kendimiçocuk gibi avutma hâli. Elim zincirde,gözüm geçmişte.Bir salıncak neye
Neşe Kazan Ben bir ceviz ağacıyım. Bu girişin ardından” Gülhane Parkı’nda “ dememi bekliyor olsanız da, üzgünüm o hikayenin içi boş çıktı. Halbuki çok güzel