“Her zamanki, değişmeyen mekanlarına iki kürsü atmış oturmuşlardı, soyunun tek örneği kalan namı değer külhan beyi Tahir ve manav İsmail, sokağın nabzı orda tutulur, ilçe sakinleri orda selamlanırdı. Bir de Fenerbahçe orda şampiyon olurdu, arada da yeni konular düşerdi sehpalarına, manavın önü onların değişmez adresleri ve ilçenin sayılı gençlerinden olan bu ikilinin makamıydı. Her konu, kıtlama çaylarını tatlandırır keyif verirdi.“
Hayat telaşesinden emekli olmayı başaran emekçiler hayatlarının son deminde demlenip dinlendikleri sahil kasabasında, ellerinde tavşan kanı çayları akıllarında arayıp da sadece yaz tatiline gelen turist kızlarda bulabildikleri geçici yaz aşkları. Her defasında ‘bu defa tutturduk’ dediklerinde,
___ Bay….. En sevdiğim yaz aşkım.
Vedasının ardından köşe başındaki meyhaneye gider, aşk acısını unutana kadar kafayı çekip bir bankın üzerinde sabahlarlardı. Bu muhteşem ikili. Yazın gelişini müjdeleyen karpuzları seçmeye çalışan beldenin yeni sakinini görünce İsmail, oturduğu yerden fırladı. “Hoş geldiniz efendim yardımcı olayım” dedi.
-Seç bakalım şurdan iyisini.
“O iş bende. Seçelim hemmennnn teyzem.” der demez muhabbeti ateşledi. “Siz burda yenisiniz galiba, ben bu civarın has manavıyım, zaten bak tabelaya büyük harflerle yazdırdım. dedi ‘HAS MANAV’,
-Ben okuma bilmem evladım seç işte güzel bir karpuz.
“Peki teyzem” deyip özenle seçtiği karpuzu tartarken, “Tekrar hoş geldin, adınız neydi teyzem?”
___Hoş gördük sağolasan, Hatçe ben evladım Hatçe,
___Heeeee Haticeeeee..
___Yoğ yoğ Hatçe. Hüviyetimde de öyle, rahmetli bubam okuması yoğ imiş yazdırıvemiş garii.
__Anladım Hatçe teyzem anladım, beyinizle mi geldiniz? Malum bazen beyler yetişemiyor size teyzem.
“Yoğğğ beyim ilen gelmedim ben, herif ilen geldim” deyince küçük bir şaşkınlık yaşayıp bu sefer dudak altında güldü İsmail.
__Neyse teyzem tanıştığımıza memnun oldum.
___Ben de memnunam sağolasan evladım.
Mahallede başka aksiyon olmayınca bu tatlı sohbeti izleyip elindeki tesbihi sallayarak güldü son külhan beyi Tahir ve yine tekrarladı o mistik kelimesini. “Ah ulan ahhhh! Sabri abi” deyip başını salladı gülerek. Tam içini ısıtmıştı ki sohbet, karşı yönden buz kestiren bir yel esti, gözleri haddinden fazla açıldı, yutkunduğu an gırtlağı kurudu, kalbi gereğinden fazla çarpınca damarlarının çatladığını hissetti, esintiyle savrulan zil siyah saçlarıyla, güneş ışığından kısılan bakışların altında eridiğini zannetti sanki bi mayına bastığını anlamış çakılmıştı oturduğu yere kıpırdamadan kala kaldı.
“Kim bu afet?” demeye kalmadan Hatçe teyzenin yanına varıp “Biber de aldın mı anne?” dedi.
Kalbinin orta yerine domdom kurşunu yemiş gibi bir acı, avlanmaya giden avcının av olması gibi bir şey, mıh yemiş yunus gibi hissettiren bir ağrı, neydi bu esip geçen anlam veremeden tutukluluk hükmü veren hiç bilemedi.
“Aldım Eminem aldım” deyince de “Eminem mi? Eminemmm” dedi sessizce. “Aşkının ateşine yürek dayanmaz Eminem” tam o şok etkisindeyken, eş zamanlı çalmasın mı radyoda? ‘salına da salına düştün içime hadi çıkar çıkarabilirsen döndüm yedi kere kendi üzerime sekizi de dön dönebilirsen’.
“Ahhhh ulan sabri abi ahhhh!” demekle yetindi o anlık. İşi bitip yanına gelince Tahir’in dalıp gittiğini gören İsmail durumu fark etti.
___Abiiiii düşmeyesin abi düşme bu da yaz tatiline gelenlerdendir düşme.
__Kim bu İsmail kim?
___Buluruz abim de sen yine kapılma, bak sonra toparlayamıyoruz seni.
___Hadi ordan! Duyanda kendi sağlam kalıyor sanacak.
___Peki abim benim istediğin gibi olsun, bi telefona bakar şeceresini dökerim önüne, o iş bende abi.
Diyerek yumuşattı patlamak üzere olan volkanı. Müjgan’dan sonra asla böyle bir aşk yaşayacağı aklının ucundan geçmezdi. Geçici yaz aşklarına alışmıştı aslında işine de geliyordu, yalnızlığına bi ara vermekti sadece sonradan çektiği ızdırapsa yalnızlığa yeniden alışma süresiydi. Fakat Emine başkaydı, mayına basmış gibi kaçamayacağı bir aşktı. Aşk bu nerden karşına çıkacağı bilinmez, kim olacağı seçilmez ve aşk yakarda küle çevirmez insanı. Ufak bi telefon görüşmesinden sonra Tahir’in yanına koşarak geldi İsmail, o külhan beyinden daha heyecanlıydı, nefes nefese başladı anlatmaya birer birer aldığı havadisleri:
___Abi buldum abi, Hatçe teyzenin kızıymış.
Ters bi bakış attı önce Tahir.
___Onu bizde biliyoruz oğlum, sen medeni halinden bahset.
___Tamam abim dedim ya o iş bende, halletti kardeşin her zamanki gibi, abim aldığım duyumlara göre dulmuş çok dulmuş.
“Gevzek gevzek konuşma oğlum, ne demek çok dulmuş lan” köpürdü, taştı taşacak cezvedeki kahve gibiydi.
___Dur abim benim hemen celallenme, anlatacağım, lakabı üç çocuklu dul Emine imiş, efsaneye göre üç çocuğu da ayrı adamdanmış ve asıl konuya gelelim abim hoşuna gider mi bilmem? Benden söylemesi, denilene göre sırf nafaka paralarını almak için yapmış her çocuğu.
Büyük bir merakla gözünün içine baktı. ‘Şimdi ne olacak’ diye iç geçirdiğinde külhan beyinin önce derin düşündüğünü gördü, ‘eyvah’ dedi içinden ‘fırtına öncesi sessizlik gibi bir hal bu’ dudağını ısırıp başını salladı, tam o sırada kükrercesine narayı bastı Tahir.
___Olmaz öyle şey, olmaz olmamalı, inanmıyorum ne bu efsaneye ne de bu söylentilere.
“Unutma abim” dedi İsmail, “Bir kızıl derili ata sözü der ki “Ateş olmayan yerden duman çıkmaz”
___Nerden kızıl derili ata sözü oluyormuş o lan? Bu bizim ataların atası has ata sözümüz, bir de her şeyi bildiğini dersin, gereksiz bilmiş.
Morali yerlere düştü tabi, Müjgan’dan sonra bi yıkım daha yaşayamazdı ama sonu yıkım olsa da aşkından da vazgeçmek istemiyordu. Onu bu ilçeye sürgün eden aşkından ihanet sebebiyle vazgeçtiği aklına geldi, ‘yok yok ‘ dedi ‘olmaz, bi adam aynı sınavdan bir kere geçer, ben bedelini şanımı kaybederek ödedim üstelik sürüldüm, yüce Rabbim biliyor neler çektim, bir kez daha kulunu sınamaz, sınama Allah’ım kurban olduğum sınama’ dedi içinden geçirerek, sonra tekrarladı.
“Ah ulan Sabri abi ahhhhhh!” ne zaman dara düşse derdi bu kelimeyi, kafası yarıldığında çektiği acıda, kesilen eline atılan dikiş esnasında, yaşlı anasını toprağa verdiğinde, bi köpek yavrusunu sevdiğinde oynadığı bahiste velhasıl yaşadığı her anda yad ederdi Sabri abisini, nedeni bilinmezdi, kimi merak eder sorar cevabını alamazdı, ilçede bu sayede Sabri abi ismine neredeyse herkes aşina olmuş herkesin aklında tek soru uyandırmıştı ‘kim bu Sabri abi?
Gözleri dalgın ayağı kalktı, İsmail hayretle onu izliyordu, dertlendiği anlara şahit olmuştu ama onu böylesi durgun görmemişti. Aksine üzüldüğünde duramazdı yerinde. Dalgın dalgın göğe baktı, yavaş adımlarla yürümeye başlayınca, “Abi nereye çayın yarım kaldı?” dedi manav, “Bilmem, dedi deniz kenarına giderim belki kavgalarım dalgalarla vuruşur.” deyip yürümeye devam ederken kimsenin işitmesi mümkün olmayan bir ses tonuyla söylendi. “Gözyaşlarım denizle buluşur belki.” Deniz kokusu ona hep iyi gelirdi, bir de yağmur yağsa işte o zaman içini dökerdi kimseler anlamadan, yağmur eşliğinde ıslanırken gözleri, dilediği gibi hüznünü ciğerine çekebilirdi.
Sahile varıp bir başına bankta oturdu, gökyüzüne bakıp ‘tek damla akıtmaz bugün‘ diye düşündü. Zaten ümit ettikleri, yaşlı adamın sofrada cennette huri vaadine binaen topladığı ekmek kırıntılarından farklı değildi. Yağmur yağacak umuduyla, aşkını bulma umudu neredeyse aynıydı. O gün topladığı ümit kırıntılarını tek tek balıklara yem edecekti. Tam o anda ancak yürüyebilen yaşlı adam, elinde oltayla yanına oturdu. Elleri titreyerek oltasını hazırlarken, ona bakıp ‘hey gidi koca çınar beeeee sendeki bu azim bende yok’ diyerek izledi yaşlı adamı. Adam ona dönüp bakmamıştı bile ama içini okumuş gibi “Bu dünyada can çıkana kadar tek tükenmeyen şeydir umut evlat” dedi. Hayretler içinde baktı ona ve “Müneccim misin dayı. Nerden bildin umutlarımı dalgalara bırakacağımı?” Heyecanlanarak, ‘ah ulan Sabri abi ahhh! dedi. Yaşlı adam dönüp yüzüne bakarak
__Vay beee evlat! Sen misin o sırlı kelimenin sahibi, bütün ilçe bu sırrı merak edip duruyor.
___Aman be dayı, beni bir kez daha şaşırttın, her şeyden haberdarsın yahu!
___Küçük yer duyulur elbet, sen onu bunu boş ver de anlat bakalım şu meşhur Sabri abi mevzusunu. Diline dolamışsan derindir bu mevzusu.
Belki de ilk kez içini dökebilecek birini bulmuştu, şimdiye kadar hiç bu kadar anlatası gelmemişti, yaveri İsmail’e bile anlatma gereği duymadan saklamıştı ciğerini delen o hadiseyi. Döküverdi içini hiç tanımadığı bu gizemli dayıya.
___Ah be dayım! Sormasan demezdim bir de Emine’yi görmesen bu kadar içimi dökmek istemezdim. Vakti zamanında, İstanbul’un en büyük külhan beyiydi Sabri abi, bende onun en has adamı, millete kol kanat gererdi, fakirin mazlumun yanında durur, herkesin derdine derman olurdu. Onun korkusundan semtin gençlerine yan gözle bakamazdı kimse. Ben de onun yetiştirdiği son külhan beyiydim, bana güvendiği kadar babasına güvenmezdi. Sonra dayı o çıktı karşıma, Müjgannn, yok böylesi bi hatun, aklımı başımdan aldı, kalbimi yerinden oynattı, kalbimin çarpıntısını unutturdu bana. Meğer eş zamanlı Sabri abimin de aklını hayalini karıştırmış, çok sonradan öğrendim, hemen geri çekildim. Kadın kim daha güçlüyse onu tercih etti, ben de onları bu hayatta iki değerlimi yan yana görüp de elimden bi kaza çıkmasın diye kendimi sürgün ettim, o gün bu gündür burdayım işte, ismimi cismimi değiştirdim, belki abim ona ihanet ettiğimi sanıyor, bunu bile göze aldım işte mevzu bu, kimseye anlatmam da, Sabri abi yerimi yurdumu bulsun istemedim ondan. “Tamda tahmin ettiğim gibi” dedi yaşlı adam. “Mevzu hayli derin evlat, sırrına gelince merak etme o bende saklı kalır, kimlerin ne sırları var bende. Zaten çok değil az bi müddet sonra benimle toprağa gömülür hepsi.”
___Aman dayı ne ettin, dur ancak içimi dökecek birini buldum. Yok öyle yağma öyle kolay gidilmez, bırakmam seni dayı.
Tahir’in içi bu adama baya ısınmıştı. Belki de Sabri abiden sonra ilk kez birini bu kadar yakın hissetmişti kendine. “Ah ulan Sabri ahhh!” deyince dayı gülümseyere “Sen şimdi bırak Sabri’yi de Emine meselesine geç.” dedi. Özetle anlattı durumu, Müjgan’dan sonra bir daha yıkılamazdı, bu defa yıkılırsa ayağı kalkamazdı. Birer birer ifade etti hepsini. Daha dayı ağzını açamadan, sahilde yürüyüşe çıkan Emine’yi görmez mi?
___İşte bu dayı, işte bu beni mayın tarlasında hissettiren hatun bu.
Heyecandan gözleri yerinden fırlamış gibi kalbi ikinci kez domdom kurşunu yemiş gibiydi. Onu gördüğü ilk anda ne yaşadıysa o hislerin tekrarı gibi. Yaşlı adam dönüp Emine’ye bir müddet baktı, iç çekerek “Nuh (a.s.) kıssasındaki en hüzünlü ders nedir bilir misin evlat?” diyerek Tahir’in gözlerinin içine baktı, merak ve umut doluydu gözleri, iyileşmek isteyen bir adam görüyordu karşısında şifalanmaya muhtaç, umut etmeye müptela. Aynı hissi Emine’de de hissetmişti, iki yaralı yüreğe tek gereken bir adımdı, hangisinden olursa olsun o adımla iyileşeceklerdi.
___Bilmem ki dayı! Neymiş alınacak o ders?
___Kurtulmak istemeyen birini kurtaramazsın.
Derin derin düşündü külhan beyi, ona hitap eden ders neydi merakla yaşlı adamın ağzından çıkacak sözü bekledi. Ve ekledi dayı:
___Bu kadın kurtulmak isteyenlerden, kurtulmak istiyor ızdırabından, bana kalırsa evlat Emine’ye her ne hissediyorsan adı aşk veya ne ise onun kabul olan duasısın. Durma git ve kurtar kurtulmak isteyeni.
Fırladı yerinden dolu fişek gibi. Artık aklında tek bir soru işareti yoktu. Yanına varacak meramını dile getirecekti, bodoslama dalmamak için önce selam verip aleyküm selam cevabını aldığı gibi atladı konuşmaya, kış ortasında buz kesmiş nehire dalar gibi. Afili sözler dilinin ucuna gelmişti ki ağzından, “Hatice teyzem nasıllar” kelimesi çıkıverdi. Kendisi de afalladı, Emine’yi de şaşırttı. ‘Ne alaka’ der gibi baktı Tahir’in yüzüne. Lafı eveledi geveledi durdu, deli fişek gibi gelmişti yanına ama helyum gazı biten balona döndü. Tabii Emine akıllı kadın, meramını anladı o demese de cevabı hazırdı.
__Tahir bey, anladım yormayın kendinizi ama ben yorgun bir kadınım yeniden ümitlenmeye gücüm yok, hem lakabımı duymuşsundur nereye gitsem peşimi bırakmaz ardım sıra gelir. Demem o ki vazgeçin bu hevesten.
Neye uğradığını şaşırdı, oltaya takılan balık gibi. ‘Bende yorgun bi adamım gel yüklerimizi birleştireceğimiz güçlerimizle hafifletelim’ diyecekken Hatice teyze ve küçük torunu belirdi. Söyleyeceklerini içine atıp gerisin geri döndü ‘ahh ulan sabri abi ahhh’ diyerek. Kendisini İlhami’nin çay ocağında buldu. Ne zaman çıkmaza düşse İlhami’nin çay ocağı ona ne yapacağı hakkında ilham olurdu. Okey oynayan dörtlünün yan masasına oturup “okkalısından bi kahve İlhami” diye seslendi. Laf söz dinlemek huyu değildi fakat yan masada Emine ismini duyunca kabarttı kulağını, burnu büyük gözleri yok denilecek kadar küçük olanı, taktığı kepin altında sırıtarak duydunuz mu dulmuş? dedi. Ağzı yayvan dişleri gömleği gibi sapsarı olan aldı konuşmayı.
“Üç çocuklu dul Emine haaaaa!” diyerek güldü pişkin pişkin. Yüzündeki buruşuklardan koca et beni kaybolan sırıttı bu kez sırtlanlar gibi “Ulaaa! Yengeniz kabul etse bi dakika durmam ari vallah gider alırım” deyip yaydı şom ağzını. İçlerinden efendi olanı girdi devreye.
___Yapmayın ağalar ayıptır Allah kabul etmez.
Tâhir’in balatalar yanmıştı, önündeki masayı devirdi önce kükrer gibi ‘Lannnnnn ‘diyerek. Okey taşları tamamlanmış masayı da hiddetle devirdi. Neye uğradıklarını şaşıran adamlar köşe bucak saklanma çabası içinde emeklerken ayakta kalan son masaya yumruğunu vurarak. “Hiç mi Allah’tan korkmazsınız bire deyyuslar, ananıza bacınıza söylettirir misiniz? Lannn bir daha duyarsam dilinizi koparıp köpeklere yem ederim” diye haykırdı ciğeri delinirken. Tam yakalarından tutacaktı ki İsmail yetişti, kolundan tutup dışarıya savurdu.
___Abim kurban olurum etme, bak bu herifler için değmez, sen dur abim o iş bende ben halledecem, şimdi sakin ol gel gidelim.
Uzun uzun sustular konuşmak yerine. Böyle zamanlarda susmak her ikisine de iyi gelirdi. Birkaç kadeh içtikten sonra dibe vurup aklının başından gitmesini istemediği için kesti içmeyi. Yüreği kora dönmüştü ve o kor ateşi alevlendirmek için sert esen yel gerekliydi. Ayağı kalktı o kalkınca İsmail de kalktı, eliyle işaret ederek ‘otur sen kal’ dedi. Hızla çıktı oradan, nereye gideceğini bilmeden. Yürüdü yürüdü duraklamadı yol boyu, bi an kendini Emine’nin kapısında buldu. Derin bir ahhhh çekti ama bu defa Sabri adı ağzından çıkmadan. Pencere açıldı, sofra silkelerken Emine’yle göz göze geldi. Gönülleri aynı hizaya indi, dayanamadı bastı narayı.
___Yüreğimi yakmak için esen yeli bekledim Emine yoksa yüreğim yanmaya hazırdı alevinle.
Bu sözleri duyunca Emine, arkasında onu izleyen annesine bakıp “Sence gerçekten seviyor mu?” diye sordu. Hatice teyze gönül gözü açık bir kadındı ama kızının ızdırabına ızdırap eklensin de istemezdi, her seni seviyorum diyene inanmış sonu hüsran olmuştu. Şöyle boylanıp baktı Tahir’e ve dedi ki kızı Emine’ye “Bilemem essahtan sevip sevmediğini kuzum ama gel desen gelir, çağırsan yanı başında bitüverir, dardayım desen eli kanda olsa koşar havarına.”
Bu hisleri oda hissetmiş olmalı ki Tahir’e derin derin baktı, hüzünle karışık ümitli bir gülümseme attı. Tahir’de kor yüreğine su serpilmiş gibi dalgalara bıraktığı her umut kırıntılarının birleşip döndüğünü fark ederek ışıl ışıl bakışlarla gülümsedi.
Her ikisi de kurtulmak istiyordu bu tufandan,
Bir sandal keşfettiler aşktan,
Birleştirip ellerini yaşadılar hayatı baştan.