Sevgili gençler, anneniz babanız size “Okuyun, bir adam/kadın olun.” dediği zaman bu sözler zorunuza gitmesin. Artık eski zamanlara geri dönemeyiz. Eskiden “ekmek aslanın ağzındaydı,” şimdi
Bu cümle, sadece bedenin değil, ruhun da gerçeğini fısıldıyor bize. Çünkü insanı hasta eden yalnızca mikroplar, virüsler değil; bazen bir evin duvarları, bir iş yerinin
Bu şarkının sözlerini anlamlı bulan, o balonların yalnızca bir oyuncağı değil; yarım kalmış bir çocukluğu temsil ettiğini bilen, ellerinden oyuncakları alınıp sorumluluk yüklenen, anne terliği
Mevlevilik, insanın dış dünyadan iç âleme doğru yaptığı sessiz ama sarsıcı bir yolculuktur. Bu yolculukta varılacak yer bir mekân değil, bir idrak hâlidir. Mevlânâ Celâleddîn-i
Nerede olduğunu tam söylemek zor, ama izleri her yerde. Konuşma biçimlerimizde, birbirimize yaklaşırken aldığımız pozisyonlarda, kelimeleri tutuş şeklimizde. Sürekli tetikteyiz ya savunmadayız ya kurtarıcı rolünde
Eksik olan her doğru, aslında bir noktada insanı yanlışa götürmez mi? Puzzle’ın diğer parçalarını bulmayı zorlaştırmaz mı? Bu durum sürekli hale geldiğinde kırılan güven de
İnsan, çoğu zaman tat almayı yaş almakla karıştırır. Yılların omuzlara bıraktığı yükü, ruhun olgunluğu sanır; kırışıklıkları, bilgelik nişanı gibi taşır. Oysa bazı tatlar vardır ki
Samuel Beckett, modern edebiyatın ve tiyatronun ufkunda belirdiğinde, elinde bir fener değil, karanlığı daha da koyulaştıran bir silgi tutuyordu. O, varoluşun süslü cümlelerini, büyük ideallerini
Fyodor Dostoyevski — Suç ve Vicdan Dostoyevski’nin edebiyatında suç, yalnızca bir eylem değildir; vicdanın en karanlık köşelerine açılan bir kapıdır. “Suç ve Ceza” romanında Raskolnikov’un
Modern düşünce dünyasına adım attığında ideoloji kavramını tozlu raflardan indirip popüler kültürün tam kalbine yerleştirdi. Ona göre ideoloji, sadece politikacıların nutuklarında gizli olan bir yalanlar
Gilles Deleuze arzu’yu eksiklik olarak görmez. Arzu üretir. Akar. Bağlanır. Kopar. Bu yaklaşım, Freud’un ve Lacan’ın eksiklik merkezli modellerini tersine çevirir. Deleuze ve Guattari birlikte
Jean-Paul Sartre, 20. yüzyılın tam ortasında felsefeyi fildişi kulelerinden indirip Paris sokaklarına, dumanlı kafelere ve tiyatro sahnelerine taşıdı. Onun varoluşçuluğu, sadece teknik bir terminoloji değil;