Okuryazarkitaplar
KültürManşetRüveyda SıralıSeyahat

Hawaii ve Küba

Rüveyda Sıralı

Rüzgâr aynı, şarkı farklı.
Bir ada, iki yaşam tarzı; büyü ve gerçek arasındaki çizgi bu iki ada.
Okyanusun iki ayrı yakasında iki ayrı kader, Hawaii ve Küba… Aynı tropik güneşin altında kavrulurlar; ama biri özgürlüğün vitrini, diğeri hayatta kalmanın sessiz marşı. Biri Pasifik Okyanusu’nun mavi, ince kenarlarında kaybolan bir mücevher, diğeri ise Karayipler’in büyülü sularında batmadan yüzen bir masal.


Hawaii’de gençler çıplak ayakla kumsala iner. Sörf tahtalarını omuzlarına alırken, dalgaların sesiyle yarışan ukulele notaları kulaklarında dans eder. Hayat kolaydır burada. -en azından gözüken o- Ama kartpostallara sığan bu ada yerli halkın acısını derinlere gömmüştür. Turistlerin gülümsediği her karede bir sessizlik vardır. O sessizlikte kaybolan bir dil, unutulan bir dua yaşar.


Küba’da ise sessizlik başka türlü yankılanır. Burası adeta zamana direnen bir sahnedir. Pastel renkli sokaklarda, dökülen sıvaların ardında bir mazi dile gelir. Ve o geçmişin sesi çoğu zaman açlıkla, kuyrukla ve beklemekle karışıktır. Raflar boştur, ışık sık sık kesilir, ama her evde bir radyo çalışır. Salsa çalar. Çünkü burada müzik bir zorunluluktur. Tıpkı ekmek gibi ve bir umuda benzer. Her Kübalı rüzgârın sesiyle değil, umudun yankısıyla uyanır. Rengârenk sokaklarında 1950’lerin arabaları hâlâ çalışıyor Adeta zaman durmuş gibidir; ama hayat devam ediyor. Havana’nın her köşesinde bir puro dumanı süzülürken, Fuster’in mozaiklerle kapladığı evler gökyüzüne resim çizer gibidir. Sanat burada bir duvar değil, yaşamın ta kendisi.


Sistemin getirdiği eşitlikte ise insanlar yoksullukta eşitlenmiştir çoğu zaman. Herkes aynı azlıkta yaşamayı öğrenmiştir. Ama yoklukla birlikte doğan şey başka hiçbir sistemin veremediği bir şeydir. Direniş, alçak sesli ama inatçı bir “hayır”. Ve işte o “hayır” çocukların sokakta yalınayak dans edişinde, duvarlarda Fuster’in parçalı ama umut dolu mozaiklerinde, yaşlı bir adamın nasırlı elleriyle sardığı puronun dumanında gizlidir. Bu insanlar beklemeye alışmışlardır. Özgürlüğü değil belki ama onurlarını korumanın nöbetini beklerler. Çünkü buradaki direniş bir silahla değil, sabırla, sanatla, birlikte ayakta kalma duygusuyla örülmüştür.
Hemingway işte bu yüzden âşık olmuştur Küba’ya. Havana’da, balıkçılarla içtiği romda, kırık sandalların kenarında yazdığı cümlelerde, bir halkın inatçı ve yorgun ama dimdik ruhunu görmüştür. “Gerçek güç, yıkılsa bile teslim olmamakta yatar.” dercesine yazmıştır İhtiyar Balıkçı ve Deniz’i.


Hawaii ve Küba… Biri sahil kenarında hayal satarken, diğeri duvar diplerinde hayal kurar. Biri düzenin sunduğu huzuru yaşarken, diğeri yokluğun içinde kendi dengesini kurar.


Ama ikisinde de bir çocuk vardır: Yalınayak, güneşe dönük, rüzgârla dost. Ve o rüzgâr her ikisinde de aynı şeyi fısıldar: “Hayat zor olabilir, ama güzellik dirençle büyür.” Çünkü bazen en derin müzik, sessizliğin içinde saklıdır. Ve bazen bir halk, tüm olanaksızlıklara rağmen dans etmeye devam eder.

Sadece hayatta kaldığını hatırlamak için.

İlgili Haberler

Köy ve Şehir Okulları

okuryazarkitaplar

Bu Kadar Çabuk mu?

okuryazarkitaplar

Rüveyda

okuryazarkitaplar

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...