Okuryazarkitaplar
DenemeEdebiyatManşet

Üçle Dört Arasında Boşluğun Çırpınışı

Yazar Kübra Çakar
Kübra Çakar
Bir boşluk oluşuyor içimde zaman zaman. Tarifi olmayan ama anlatmaya kalksam kelimelerin yetersiz kalacağı kadar geniş. Göz kapaklarımda yorgun bir savaşçı nefesini tutuyor; ağlamamak için direnen son kale, düşmemek için sıkılan son yumruk o.
Zaman, üçle dört arasında sıkışmış dar bir bekleme salonu. Ne üçte kalıp dünün huzuruyla uyuyabiliyorum ne de dörde varıp yarının ışığına uyanabiliyorum. Geç kalmış korkularım, bu dar aralıkta geometrik bir hızla çoğalıyor. Sanki dünya durmuş da sadece saniyeler ruhumu dövüyormuş gibi.

Avuçlarımda kızgın bir ruh yanığı var, gökyüzüne uzanan ama hiçbir yıldızı kavrayamayan. Gidiş gelişlerim keskin zikzaklar çiziyor, susturulmuş düşlerim bir labirentin yankılarında kayboluyor. Çalıştıkça eksilen koştukça menzilden uzaklaşan o garip yoksunluk, artık bakışlarımın kalıcı misafiri. İçimde tamamlanma ihtimalleri, birbirine dolanan virgüller gibi düğüm düğüm. Mutluluk bayraklarını dalgalandıran sahte bir geminin güvertesinde, hiçbir aidiyet hissetmediğim limanların kalabalığını izliyorum.

Uçurumlara yakalandığımda tutunacak bir dal aramaktan vazgeçtim. Çünkü biliyorum ne beni yukarı çekecek bir rüzgâr var ne de düşüşümü durduracak bir ses. Üçle dört arasındaki o adsız boşlukta asılı kaldım. Sağlam hiçbir duygum kalmadı, hepsini saniyelerin ağırlığıyla çarpıp, geç kalmışlıkların acısına böldüm. Sonuç hep sıfır, sonuç hep aynı eşik. Ne üçte kalıcı huzur, ne dörtte bitmeyen vuslat.

Boşluk gittikçe büyüyor, bir kara delik gibi hatıraları yutuyor. “Akşam olunca geçer” demiştim oysa akşam sadece karanlığın üzerini örttü, boşluğun değil. Ellerim ve ruhum, şimdi kendilerine denk bir hiçi seçmenin telaşında. Dışarıdan gelen sesler, bu uçurumu doldurmak için içeri sızmaya çalışıyor nafile. Bir insanın kendi içindeki sessizliği bastırmak için dış seslere tutunması, aslında sadece kendi yankısından korkmasıdır. Ben de öyle yaptım. Kendi sessizliğimi dinledim. Her yankı, bir başka benliğime çarpıp, biraz daha yabancılaşarak geri döndü. Anladım ki üçle dört arasında sıkışmış o zaman dilimi, bana kendi varlığımı hatırlatan tek gerçekmiş. Boşluk, aslında bir yokluk değil varlığın en sade, en süssüz halidir. Göz kapaklarımda nefesini tutan o savaşçı, ruhumun derinliğine şunu fısıldadı:

“Boşluk, senin en sadık aynandır. Ne kadar derinse o kadar gerçeksin. İnsan, içindeki boşluğun hacmi kadar yer kaplar bu alemde…”

Şimdi bu aynaya bakarken görüyorum ki herkesin kendi gizli aralığı var. Kimisi üçle dörtte sarsılır, kimisi şafakla gün doğumu arasında. Ama hepimiz, o büyük sonsuzluğa karışmadan önce bu çırpınışı tatmak zorundayız. Çünkü bu boşluk, yerini evrenin mutlak sükûnetine bıraktığında geride kalan sadece o sancılı ama asil varlık olacak.

İlgili Haberler

Beyaz Güller

KÜBRA ÇAKAR

Ruh Sağlığı

KÜBRA ÇAKAR

Uzun Yüzlü Kadın

okuryazarkitaplar

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...