EdebiyatEtkinlikKöşe & YazıManşet

Madde ile Mananın Dengesi

Kübra ÇAKAR

Lise yıllarımdayken çok konuşmak isteyen biri olmama rağmen içimde hep çekingen bir taraf vardı. Konuşurken hata yapmaktan çok korkardım. Bir çok arkadaşımda benim gibiydi. Edebiyat öğretmenimiz bu durumun farkına varmış olmalı ki okulun son günlerine doğru bize unutulmaz bir ödev verdi.

Herkes ikişerli gruplar oluşturacak ve sevdiği iki tarihsel/düşünsel kişiliği karşılıklı bir münazara şeklinde konuşturacaktı. Üstelik sadece sözlerini değil; davranışlarımızı, tavırlarımızı da o kişilere büründürerek sahnede olacaktık.

İlk başta bu ödev beni çok korkutmuştu. Fakat araştırdıkça ve işin içine girdikçe “İyi ki bu ödevi vermiş!” demeye başladım. En samimi arkadaşım Halit ile oturup düşündük ve bir şair ile bir fizikçiyi karşı karşıya getirmeye karar verdik. Ben ne kadar duygusal ve içine kapanıksam, Halit tam aksine o kadar konuşkan, dışa dönük ve hareketli bir yapıya sahipti. Ben Yunus Emre olacaktım, o ise Pisagor’u seçti.

Günlerce çalıştık. Münazara günü geldiğinde bir farklılık yapıp canlandıracağımız şahsiyetlerin dönemine uygun kıyafetler bile giydik. Tahtanın önüne sandalyeleri koyup karşılıklı oturduğumuzda, öğretmenimizin yüzündeki o gururlu ve onaylayan ifadeyi hâlâ dün gibi hatırlarım.

Karşılıklı konuşmaya başladığımızda ilk sözü Pisagor, yani Halit aldı. Heyecandan kalbim duracak gibiydi, sınıftaki herkes ise pürdikkat bizi dinliyordu. Konuşmamız oldukça uzundu ama özeti kısaca şöyle:

 

“Fizik kanunlarının gerekliliğini sayfalarca anlatsam bitmez. Öyle ki fizik olmadan, rakamlar olmadan kâinat var olamaz. Her şeyin bir matematiği, bir yasası vardır. Mesela Güneş’in Dünya’ya olan uzaklığını ele alalım: Yaklaşık 150 milyon kilometre… Arada bunca mesafe olmasa, Güneş bir derece yakın ya da bir derece uzak olsa Dünya yok olurdu.Yaşamın hassas bir dengesi var; fizik varsa hayat var. Uzay, dünya, insan… Aklına ne gelirse, makrodan mikroya tüm düzenin bir hiyerarşisi, bir nedeni, bir açıklaması vardır. O yüzden her şeyin başı sayılar ve fizik yasalarıdır. Sonrası teferruattır.” dedi. Uzun bir sessizlik oldu.

İçimden besmele çekerek konuşmaya başladım:

“Hayatı sadece sayılardan ibaret sanırsın amma aşktan geçmeyen her şey boşunadır. Kalp günde bilmem kaç kez atıyor, akciğer kaç kez nefes alıyor, kaç bin hücre senin için çalışıyor… ‘Bunların ne önemi var’ diyemem elbet. Kâinatın da yasaları vardır; lakin sevdiceğinle aranda gönül yakınlığı yoksa, fiziğin hiçbir yasası seni alakadar etmez, edemez. Sen sanır mısın ki ben bu makama fiziği hiçe sayarak geldim? Asıl fiziği, kâinattaki o nizamı öğrendiğimde Sevgili’ye yakınlığım bin derece daha arttı. Fakat belli bir seviyeye geldikten sonra ben sayıları bir kenara bıraktım; Ondan gayrısı olmayan ‘vech’ haline geçtim. Öyle üç beş rakamla mı buldum ki Allah’ı, rakamlarla sorgulayayım Yaradan’ı? Hâl ehline sorarlar aşkı ve fiziği… O ne söylese az geleceğinden dili tutulur; bilmeyen ise onu cahil sanır.

 

İlim ilim bilmektir,

İlim kendin bilmektir.

Sen kendini bilmezsin,

Ya nice okumaktır.

Okumaktan mâni ne?

Kişi Hakk’ı bilmektir.

Çün okudun bilemedin,

Ha bir kuru emektir.

Keder gönüllerimize yuva yapalı yerle gök arasında dolanır dururum. Derdimin dermanı, yine o dertle dertlenmekten geçiyor. Yolu aşka çıkmayan sayılar neye yarar? Bilseydi insanoğlu aşka giden yolun güzelliğini, daha az konuşur, daha çok düşünürdü. Yaradan’a kul olmak; fiziğin de mantığın da üstünde bir bilgeliktir.

O âlemde zaman yok, mekân yok, bildiğin hiçbir yasa yok… ‘Kün fe yekûn’ (Ol der ve oluverir). Söz vardır insanı vezir eder, söz vardır insanı rezil eder. Sadece maddeden ibaret olsaydın, ezberin şaşardı eninde sonunda; altı üstüne gelirdi dünyanızın. Hoş, dünyanın altının üstünden daha iyi olmadığını kim garanti edebilir ki? Hiçliğe erilen son makamdır bu. Fizik sayılarla, sayılar kalple, kalp ise ruhla iç içedir. Onlar birbirlerini aşk ile besler. Bizler henüz ilk sözümüzde, fıtrat üzere yaşama yemini etmişken ne sadece sayılardan ne de sadece ruhuz. İnsan, bunların hepsinin birleşimidir. Adetlerin bir anlamı kalmayıp benlik yok olunca, fiziki olarak sorgulanacak bir şey de kalmaz. Denge varsa aşk vardır, insan vardır, ruh vardır… Ve ancak o zaman sayıların bir anlamı vardır.”

Pisagor:

“Dünyayı gezdim dolaştım; her bir zerrenin dahi bir yasası olduğunu gördüm. Bana kütleyi, ağırlığı, açıları ya da Dünya’nın eksen eğikliğini nasıl açıklarsın? Onca araştırma ve bilim boşuna mı yani?” dedikten sonra kendinden emin bir şekilde arkasına yaslandı Hail.

Yunus Emre rolüne bürünen ben çok heyecanlanmıştım ama sesimin titremesini kontrol altına alıp cevap verdim:

“Çok yol yürümekten ziyade, kendine giden yolu bulman önemlidir. Bu sorduklarını insanoğlu henüz kâğıda dökmeden önce de bunlar vardı. İçinde görmen gereken o hakikat noktasını gördüğünde, her türlü ilmin kapısı sana zaten açılacaktır. İlimsiz bilgi, meyvesiz ağaca benzer. Bilgi şüphesiz kıymetlidir; ancak onu hayata ve gönle geçirebilmek daha kıymetlidir.Sen yeter ki istemeyi bil… Tek bir kitapla açıklar her şeyi Yaratan. Ona yakın olmayı seç. ‘Fizik aşkı’ kadar ‘aşkın fiziği’ de önemlidir. Hakikat ilmini kimine sayılarla, kimine harflerle, kimine kimyayla, kimine de aşkla anlatmıştır; ama hepsi günün sonunda aynı kaynakta birleşir. Bu sohbet uzar gider… Maksat sohbetten hâl almak, tat almaktır. Sohbetin güzelliği ise kalbin güzelliğinden gelir.”

Münazaramız bittiğinde sınıftaki derin sessizlik, yerini coşkulu alkışlara ve tebriklere bıraktı. Başta öğretmenimiz olmak üzere tüm arkadaşlarımız çok etkilenmişti. Günlerce Yunus Emre’yi araştırmak, onun ruhuna bürünerek çalışmak benim iç dünyamı da derinden değiştirmişti.

Hiç unutamayacağım, hayatımın yönünü çizen bir anı oldu bu. Şiir yazma isteğim de bu tecrübeden sonra netleşti. Zaten sunumun ardından içimden coşup gelen şu mısralar, kâğıda dökülen ilk adımlarım oldu:

Bu garibi biçare sansınlar, gam değil,

Bu sessizlik, bu avare hâlim ilk değil.

Geçmesin hiç kapımdan yâr, zor değil,

Arkasından bakmayışım son değil.

Hiçliğim, derdimin sayısından değil;

Ey gönül! Sen de aşka eğil

İlgili Haberler

Kütüphanede Şiir Söyleşileri Programımız Devam Ediyor.

KÜBRA ÇAKAR

“Güneş” Kelimesinin Etimolojisi

Yükseleceğin Yerler

KÜBRA ÇAKAR

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...