Selim Öztürk
‘‘Bağımsız, toplu, müteselsil kefil oldum.’’ Hangi sözleşme olursa olsun bu cümleyi kendi el yazınızla yazıp altına imzanızı attığınız zaman, size ait olmayan borca karşı tüm varlıklarınızla tamamen hukuken sorumlusunuz. Örneğin; bir mülk kiralayacağınız zaman SGK dökümünüz, KKB (Kurumsal Kredi Raporu) notunuzun bulunduğu güncel raporla beraber, sizden muteber bir kefil isteniyor. Bu zamanda kim, kime kefil olmak ister? Ya da kime kefil olması için talepte bulunulur? Alacaklı tarafı bir şekilde sağlamlaştıran kefalet kavramı, toplumsal yaşamda insan ilişkilerini ne yazık ki zedeliyor. Müteselsil kavramı ‘’tamamen’’ anlamında olup asıl borçlu borcunu ödemediği takdirde, borcun ödenemeyeceği ispatlanmadan direkt kefil olan kişiye yasal olarak tahsilat için başvuru yapılabileceği anlamına geliyor. Hatta kefil olan kişi evliyse eşinin de kefalet için rızasının alındığına dair imza atması gerekiyor. Bu durum evliliklerin bitmesine bile yol açabiliyor.
İnsanların yalnızlaştığı, aile ve akraba değerlerinin yok olmaya yüz tuttuğu toplumumuzda yabancılaşma, bencilleşme ve güvenmeme kavramları temiz bir yaşam kalitesinden insanımızı uzaklaştırıp kültür erozyonunu daha da acımasız bir hâle getiriyor. Hukuk devletinin adaleti, her şekilde sağlaması gerekliliğine herkes inanmak istiyor. Ancak hukuk kuralları da insanlar tarafından yapılıyor ve tabiata aykırı olarak, beraberce sevgi ve saygı çerçevesinde yaşamaya yetmiyor. Bu kuralları toplumca yaşamak adına sözlü olmayan ahlaki ve kültürel değerler tamamlıyor. Bu değerlerden uzaklaşılması hâlinde, sadece yazılı kanunlara göre yaşanması medeniyeti engellemekten başka bir işe yaramıyor. ‘‘Bu değerlere sahip çıkmalıyız.’’ denmesi yeterli olmayıp, bizzat yaşamalı ve yaşatmalıyız. Birisi için belirli bir yük altına girmek, kefil olmak, çok ciddi bir konu haline geldi. Şahsen kimseye kefil olmak istemediğim gibi, kimsenin de bana kefil olmasını istemem. Bu düşüncemin temel nedeni ise, insanlara olan güvenimin azalması ve çıkar unsurunun toplumumuzda ön planda tutulmasıdır. Ancak bunun suçlusu ben değilim. Bu ahlaki ve kültürel değerleri zedeleyici harekette bulunanlar, borcunu zamanında ödemeyenler, hile ile insanları kandıranlar, dolandıranlar, kendilerinden başka hiç kimseyi düşünmeyenlerdir. Hatta bu durumları fırsat bilerek bunlara zemin hazırlayanlar, meslek erbapları, sivil toplum kuruluşları, bankalar ve çeşitli ticari gruplardır. Hâlbuki medeniyetimizde, ticari hayatımıza yön verecek ahilik teşkilatı sistemi yer almaktadır. Bu sistemin insana verdiği değer en üst düzeydedir. Komşun açken tok yatılmaması, eğer siftah yapılmışsa yeni müşterinin siftah yapmayan komşu esnafa yönlendirilmesi, düşenin elinden tutulması bu sistemin sadece birkaç sözlü kuralıdır. Birey olarak bu sözlü kuralları yaşamaya ve yaşatmaya devam edersek toplum olarak da ne kefil bulmaya ne de kefil olmaya gerek kalır. Ancak insanoğlu çiğ süt emmiştir. Bu kuralları yaşatalım derken kötü niyetli insanları da iyi seçmeli ve dikkat etmeliyiz. İnsanca medeni ve temiz bir toplumda yaşamak bizim en büyük haklarımızdan biridir. Bu hakkın her zaman geçerli olması dileğiyle…
Editör: Çağlar Didman

