Okuryazarkitaplar
EdebiyatManşetÖykü

Şafak Sancısı ve Umut Kırıntısı – 2

 

perihan koçyiğit
Yazar: Perihan Koçyiğit

Şafak Sancısı Ve Umut Kırıntısı – (2. Kısım)

TOKİ konutlarını geçip Aydos Ormanları’na doğru süzüldük. İşte o an camın aralığından mı sızdı yoksa ruhum mu hissetti bilmem derin bir nefes aldım. Dışarıdan buram buram o keskin ve taze çam kokusu geliyordu. Rüzgârla birlikte savrulan o koku şehrin egzoz dumanını ve kalabalığın yorgunluğunu bir anlık da olsa sildi süpürdü. O koskoca kalabalık şehir insanı yutacak bir dev gibi dururken Aydos’un yeşilliği bir anne kucağı gibi ferahlattı içimi. Fabrikanın kapısından içeri girdiğimde bahçenin o vefalı kedisi karşıladı beni. ‘Miyav’ diyerek bacaklarıma dolandı, başını ayakkabılarıma sürttü.

Eğilip başını okşadım. Cebimdeki sıcak simidin yarısını “al bu da senin nasibin” diyerek önüne bıraktım. Diğer yarısını da pencere önünde güvercinlere verecektim. Merdivenleri birer birer yavaşça çıktım o uyku sarhoşluğuyla, yerime döndüm.. Önce sabah namazımı eda ettim, sonra da ısıtıcıları açtım ve yerime oturdum.

Önümde dünden kalan işler, masanın üstünde dağ gibi bekleyen sorumluluklar… Dışarıda dünya hâlâ tam uyanmamış, insanlar yataklarında dönüp dururken biz ekmeğimizin peşinde gözlerimizdeki uykuyu silmeye çalışıyorduk. Saatin tik takları 07.45’i gösteriyor, birazdan o amansız zil çalacak akşam 17.45’e kadar tam on saat, bir hayvanın ahıra bağlanması gibi burada bir nevi hapis yaşıyoruz. Önümüze yemimiz geliyor, suyumuz geliyor ve biz harıl harıl çalışıyoruz. Yemek, çay ve sigara molalarımız olmasa, o on beş dakikalık nefesler için terasa çıkıp gökyüzünü seyretmesek bu hayatın yükü vallahi gerçekten çekilmez. Gerçi ben sigara içmiyorum ama gökyüzünde uzun uzun bakıp bulutlara dalmak hoşuma gidiyor

Biz fabrikanın beşinci katındayız. Masam tam pencerenin önünde, sabahın ilk ışıkları sadece penceremi değil yüreğimi de aydınlatıyor. Nakış nakış sabrımla işliyorum devrelerin her bir malzemesini, arızasını. Bir doktorun hastasını muayene etmesi teşhis koyması gibi. Gökyüzüne açılan tek kapım burası. On yıldır aynı masada, aynı pencereden bakıyorum dünyaya. Her sabah güvercinler süslüyor penceremin önünü. Gökyüzü bazen masmavi, bazen kurşuni bir yağmur bulutuyla kaplı, bazen de muazzam bir gökkuşağıyla süslü. On yıl geçti, duygularım değişti, saçlarıma aklar düştü ama ruhum hâlâ zinde. Yarına bir umutla bakıyorum, helalinden kazanılan o ekmeğin onuruyla dört elle sarılıyorum işime. İş arkadaşlarımı seviyorum ama kimseyle derin bir muhabbet kurmuyorum. Çünkü burası iş yeri, önce iş biter, sonra herkes kendi yoluna gider, kimse kimsenin gerçek dostu değil, sadece yol arkadaşı. Birkaç güvendiğim dostum hariç, herkesle arama o ince mesafeyi koydum. Kim bana kaç adım gelirse ben de o kadar onlara gidiyorum. Kimsenin ne etlisinde gözüm var ne sütlüsünde, kendi yağımda kavrulup gidiyorum. Elektrik panolarının uğultusu, havalandırmanın hiç kesilmeyen o monoton sesiyle, bazen gülerek bazen hüzünlenerek günü tamamlamaya çalışıyorum. Her saniyemi değerlendiriyorum. Herkes dedikoduya, boş sohbete dalarken ben ya bir kitap açıyorum ya da ruhuma yararlı bilgiler topluyorum.

Birbirinin peşine takılmış vagonlar gibi pazartesi neyse cuma da o. Sabah 06.00’da kalkış, 06.30’da servis, 07.45’te iş başı, 17.45’te iş çıkışı ve 19.10’da eve varış.

​Hayat bizim için bu kadar işte. Kendimize ayıracak vaktimiz, dünyayı gezecek zamanımız yok. Hafta sonu salon ile mutfak, çocukla koca arasında sıkışıp kalıyoruz. Arada bir sosyal aktivitelere karışıp insan yüzü, gün yüzü görüyoruz. Ya evimize biri geliyor ya biz birine misafirliğe gidiyoruz ya da sosyal tesislere gezmeye. Kocaman sene hep böyle geçiyor. Allah’tan o bayram izinleri, resmî tatiller var da bir nebze evde olup kendimizi buluyoruz. Yine de çok şükür bin şükür. Allah rızkımızı veriyor, sağlığımız huzurumuz yerinde olsun, bedenimiz ayakta kalsın. Günün sonunda yorgun argın eve dönsek de sabah yine aynı umutla, yine aynı yollara düşüyoruz. Çocuklarımızın canı sağ olsun.​

Yazının 1. kısmını okumak için tıklayınız.

İlgili Haberler

Gabriel García Márquez ve Latin Amerika Mitolojisi

okuryazarkitaplar

William Golding – Sineklerin Tanrısı

okuryazarkitaplar

Kadın Dilinden Anlama Sözlüğü – Damat adayına tavsiyeler

okuryazarkitaplar

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...