Okuryazarkitaplar
EdebiyatKöşe & YazıManşetÖykü

Düğün 2. Bölüm

Ümmügülsüm Hasyıldırım
Ümmügülsüm HASYILDIRIM

 1. Bölüm Linki: Düğün 1. Bölüm – Okuryazarkitaplar

… Selvi aynadan gözlerini çekemeyerek duştan sonra kullanacağı allığını, aylaynırını, rujunu ve uzun kıvırcık kirpiklerinin rimelini koydu aynanın önüne özenle. Göğüs kafesine hapsettiği kuş çırpınıp duruyordu. Makyaj malzemeleri, iç dış kıyafetleri, gelinliği ve duvağı; her şey tamamdı. Bir tek onun bir an önce hazırlanması kalmıştı. Aynada kendine işveli bir göz kırptı. Akşamki düğünü, özellikle de geceyi düşünerek kelebek gibi çarpan yüreğiyle elektrikli şofbeni açmak için uzandı. Bir an önce duşunu alıp Kerim gelene kadar hazır olmak istiyordu.

       Nuran’ı da damadının dürüstlüğü ve cömertliği etkilediği için “Allah var hakkaniyetli ve mert bir çocuk” diyordu. Yağız bir delikanlı olan Kerim kız evine geldi, avlu kapıdan girdi ve titreyen bacaklarını kontrol edemeyerek kerpiç evin merdivenine doğru yöneldiğinde avluda kayınvalidesini gördü. Heyecandan dudakları kurumuş, boğazı yapışmış, yüzü kıpkırmızıydı. Nuran inekleri sağmış sulamak için hayvanları avluya çıkarmıştı.  Kerim yanına vardı, titrek bir sesle selam verdi ve kayınvalidesine Selvi’yi sordu. “Hazırlanıyordu Selvi, çık sen eve, geliyorum ben.” dedi Nuran.

Kerim gülümseyen yüzü ve müşfik bakışıyla “Tamam anne” deyip zemine taşla sabitlenmiş, tahta merdivenlerden yukarıya geçti. Basamakları adeta uçarak çıktı. O da Selvi’den aşağı değildi. Duşa girip öyle gelmiş olmasına rağmen kan ter içindeydi. Merdiven başına vardığında gökyüzüne kaldırdı başını. Hava bozacak mıydı ne. Oysa sabahtan ne kadar berrak ve güzeldi. Şimdi ise yağmur bulutların göz ucuna gelmişte ha aktı ha akacaktı. “Bahar gününün sürprizi işte. Bereket bu bereket” dedi.  Acaba mutluluk dedikleri tam olarak bu muydu? Hızla tahta köşkte ilerleyip “Selvi!” diye seslendi.

İnekleri sağıp yemleyen Nuran, elindeki süt bakracıyla eve yöneldiğinde komşusu “Gelin alımı saat kaçta Nuran abla?” diye sordu. İki kadın kapıda biraz sohbet ettikten sonra Nuran, alt kattaki yufka ekmeklerden de aldı ve merdivenlere yöneldi. “Kahvaltıyı hazırlamıştır Selvi, yiyip öyle gitsinler. Aç aç gün boyu geçmez.” dedi kendi kendine.

Nuran bir elinde süt bakracı diğer elinde yufka ekmekleriyle eve çıktı. Ortalık sessizdi ve çıt çıkmıyordu. Evde hiç kimse yok gibiydi. Şaşkın şaşkın bakındı. Gün kuşluk vaktiydi ve güneş parlaklığını yitirmiş kara bulutlara çoktan teslim olmuştu ama yine de sıcaktı hava. Peki, içi neden üşüyordu. Çenesi birbirine ilmeye başlayan Nuran buna anlam veremedi. Baharın serinliği mi yoksa gönlündeki titreme mi dondurmuştu onu. Birkaç kez “Selvi!” diye bağırdı. Sonra “Kerim! Oğlum neredesiniz?” diye tekrar çağırdı. Ses çıkmayınca eli ayağı dolaşmaya, bedenindeki can çekilmeye başladı. Eli kolu uyuştu. Gönlü sıkıştı, yüreği kabardı. Aldığı nefes ona yetmiyordu. Geri geri giden ayakları zincirli gibiydi. Kesilen nefesi ile son gayret tekrar çağırdı kızıyla damadını. Bin bir soru uçuştu beyninde. Aklı soruları kovalasa da üst üste yığılıyordu sorular.

Elindekileri mutfağa koymak için banyonun önüne geldiğinde, yeryüzünü titreten, ciğerlerini söken, bedenindeki tüm canını çeken, Küçükağa köyünün semasındaki yıldızları yere indiren, her hanenin duvarlarına çarpa çarpa giden, kulak zarlarını patlatırcasına bir feryat yankılandı: “Selviiii!” El ele tutuşmuş iki ruhun ardından sel suya karışan gözyaşlarına aldırmadan akımın etkisiyle gökyüzüne yükselişini kimse görmedi.

SON

İlgili Haberler

İstanbul’un Gizli Mahzenlerinde Saklı Kayıp Hikâyeler

okuryazarkitaplar

Etməzdi Zülüm/Etmezdi Zulüm

okuryazarkitaplar

“Saklamak” Kelimesinin Etimolojisi

okuryazarkitaplar

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...