Okuryazarkitaplar
DenemeEdebiyatManşet

Tutkularım 3. Bölüm

Arda ARTIRMA
..Bölüm 4: Karbonmonoksit, Zifir ve Nikotin! Zehir…
Bir metafor olarak kullanılmaya çok müsait bir terim. Kıskançlık, nefret, haset, kontrolsüz öfke, umutsuzluk ve korku… Peki ya bu duyguları hissetmezsek? Her şey daha iyi olabilir miydi, bilemiyorum. İnsan ilişkileri domino taşlarıyla özdeşleştirilebilir, biri yıkıldığında diğerini de yıkar. İnsanlar duygularını ve hislerini paylaşmak ister. Kendine saklayamayacağın tek şey bu. Haset ve kıskançlığın.. Temeli de buna dayanır, “rekabet” duygusu da var olan domino taşlarını harekete geçirir. “Üstün” olma arzusu rekabetin en tehlikelisidir, bu arzular ile başa çıkamamak çoğu insan için normaldir. Peki nasıl başa çıkılabilir? En “arzu” etmediğim yöntem tüm bunları içine atmaktır, birikir ve ciğerlerine yapışır. Beynimiz nasıl bir mekanizma, hâlâ tam olarak idrak edilebilmiş değil; tüm vücudunu riske atan ve seni oksidatif stres bataklığına sürükleyen bir şeye ihtiyaç duyabiliyor. Aynı zamanda bu durumun sana zarar verdiğinin de bilincinde. Demek ki bir şeyi beynimiz daha çok arzuluyor:

“Dopamin”. İnsan; mutluluğunu diğer insanlar ile paylaşabilmek için mutlu olabilen bir varlık. Bu mekanizmayı çöpe atalım ve “sessiz bir mutluluk” yaratalım. Ne değişti? Mutluluktan aldığın “hazzı” yitirdin. Mutluluğun temel taşı olan haz çatladı. Mutluluk hâlâ mutluluk mu, tartışılır ama kesinlikle eksik bir mutluluk bu! Mutluluk ve haz hormonu ters orantılıdır; dopamin arttıkça serotonin seviyeleri düşer, aynı zamanda serotonin arttıkça da dopamin düşer. Birlikte çalışması gereken iki şey nasıl bu kadar zıt? Bu orantısızlığın tetiklediği şeylerdir kötü duygular. Özünde tatminsizlik yaratır. Kabullenilmesi gereken bir imkânsızlık bu. İki olumlu duyguyu nörolojik kimyamızdan bağımsız olarak tetikleyebilmemizin en etkili sebebi “mantığımızdır”. Mantık, insan nörokimyasından bağımsız hareket eder.

Mantığımız ve nörokimyamız orantılı olsaydı mantık oluşmazdı, daha doğrusu tek bir mantıkla hareket ederdik ve kısıtlı bir bilincimiz olurdu. Benzediğimiz insanlardan utanç duyarız, ne kadar ikiyüzlü. Karşılığını alamadın, belki de yeterince “arzulamadın”. İsteklerin ve arzuların kapasitesi sonsuzdur, buna karşılık sarf ettiğin efor çok az ve orantısızdır. “Umutsuzluğun” temel taşını oluşturan da budur. Gerisi ise bir daha gitmemek üzere gelmeye hazırlanmakta olan duygulardır…

/ Bölüm 5: Sıfırların gölgesindeki ihtimaller dünyasına giriş! Hayata sıfırdan başlama ihtimali… Tüm anıların silinmiyor, doğduğun ev, ailen ve tüm alışkanlıkların aynı kalıyor. Yani tam olarak sıfırdan başlamak imkânsız; hayatımızın en kötü dönemlerini referans alarak bir başlangıç yapabilmek ise umut verici. Yaptıklarını tekrarlamama seçeneğinin rahatlatıcılığı kafanda yer edindiği zaman kontrolü kaybedebilirsin! Bunu aklımdan bile geçirmemeliyim, yoksa yalnızca kendimi kandırırım ve buna yönelik bir alan açmış olurum. Tetikte olmanı engelleyecek şeylerden sıyrılırsan yeni bir başlangıç yerini acı bir çöküşe bırakır. Bir tıkanıklık yaşanıyor. Gerçekleşmeyen her şeyi geride bıraktım. Her şeyden fazlasıyla uzaklaş, görünenin ötesine ulaş. Yastığa kafayı koymadan önce seni düşündüm, ay ışığını… Yoksa yeniden mi kör edecek ışığın? Damarlarımda dolaşıyor hâlâ sesin, ruh her zaman imkânsızı arar ve arzular.

Bozuntuya verme, tüm derdini bana anlatabilirsin. Yeter ki için rahat etsin, ben fedakâr bir aptalım. Zihnimi seninle doldurmaktan alıkonulmalıyım! Bir insan seni düşünüyorsa sen onu asla düşünmezsin. İnsan karşılık aramalıdır bazen, karşılıksız olan her şey fedakârlıktır ve bu fedakârlıklar birikir. Sonrasında ise zehri ararsın, iğrenç bir muhtaçlık hâline sokar fedakârlıkların seni. Kendisine iyiliğin zerresi dokunmamış olan insanlar hep kendi iyilik zehrini başkalarına zerk eder. Sonsuz bir döngü, iyilik yap, karşılık bulma… Travma bağımlılığının başlangıcını oluşturan unsurlardır bunlar, “İyilik zehri”. Duygularını dolaylamadan direkt aktaran insanlar müthiş bir lütufa sahip; açık sözlü olmak kimi zaman üstünlük, kimi zaman zavallılıktır. İstemeden olunan açık sözlülük hâli… Zıt iki kelime, “yalan” ve “dürüstlük”. Peki ya yalan bir dürüstlük? Ahlaki olarak düşülebilecek en uç nokta, bahsettiğim zavallı açık sözlülerdir, bu ahlak yoksunları. O seviyeye düşmemek için neleri feda ederim…

İlelebet yoksun kılın beni yalan dürüstlükten! Ama ne yazık ki iki zıt kutup bir olur bu hayatta, kim kendisinde ne eksikse onu aramaya odaklanmıştır… Yalancılar dürüstleri arzular. Fakat ben zıtlıkları arzulamaktan nefret ettim.

İlgili Haberler

Suskun Zamanlar

KÜBRA ÇAKAR

Latife Tekin’de Masalsı Gerçekçilik

okuryazarkitaplar

ÖĞRETMEN

okuryazarkitaplar

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...