Türk mitolojisinin tozlu sayfalarını araladığımızda, karşımıza Yunan mitolojisinin Hades’inden veya İskandinavların Loki’sinden çok daha “bizden” ve çok daha karanlık bir figür çıkıyor: Erlik Han. Gök
Resim, yalnızca görsel bir ifade biçimi değildir; aynı zamanda zamanı durduran bir hafıza aracıdır. Bir tabloya baktığımızda, o anın duygusu, mekânı ve ruhu gözlerimizin önünde
Modern insanın temposuna kısa molalar verme biçimidir. Büyük tatiller, uzun yolculuklar ya da köklü değişimler değil; birkaç dakikalık duraksamalar, zihni başka bir yere taşıyan anlar…
Modern çağın hızı, sadece kullandığımız telefonların yazılımlarını değil, doğrudan kendi karakterimizi ve hayata bakış açımızı da “güncelleme” zorunluluğu getiriyor. Eskiden insanlar doğdukları kasabada, öğrendikleri değişmez
Modern hayatta sabır, sanki yavaş yavaş haritalardan silinen bir kavram gibi. Her şey hızlanırken, beklemek neredeyse bir kusur sayılıyor. Bir videonun yüklenmesi üç saniye sürse
Günümüz dünyasında sessizlik, artık sıradan bir ihtiyaç olmaktan çıkıp adeta bir ayrıcalığa dönüşüyor. Şehirlerin gürültüsü, dijital ekranların bitmeyen uyarıları ve sürekli akan haber akışı içinde
Modern hayatın hızı bizi sürekli bir yere yetişmeye, bir listeyi tamamlamaya veya başkalarının başarı hikâyelerini izlemeye zorluyor. Ancak tüm bu koşuşturmanın ortasında, durup kendimize şu
Sabah kalkıyorsun, iş moduna geçiyorsun, akşam eve dönünce aile insanı oluyorsun, arada sosyal medyada bambaşka bir persona sergiliyorsun. Bu bölünmüşlük, modern dünyanın bir hediyesi mi
“Yolların Ötesi”, Murathan Mungan’ın edebiyatında sıkça karşılaştığımız kimlik, aidiyet ve içsel yolculuk temalarını merkeze alan bir anlatı olarak tanımlanabilir. Bu kitap, “yol” kavramını yalnızca fiziksel
Gündelik hayatın telaşı içinde gözlerimiz sürekli bir kayıt yapar; ancak her kayıt, bir kavrayış anlamına gelmez. Fizyolojik bir süreç olarak “görmek”, ışığın retinaya düşmesinden ibaretken;
Görsel sanatlarda melankoli, yalnızca bir hüzün hâli değil; insanın zamanla, kayıpla ve anlam arayışıyla kurduğu karmaşık ilişkinin görsel bir ifadesidir. Antik Yunan’dan beri melankoli, hem
The Correspondent, Virginia Evans’ın mektuplar, e-postalar ve yarım kalmış cümleler üzerinden ilerleyen anlatısıyla, iletişimin insan hayatındaki dönüştürücü gücünü merkeze alan bir roman. Kitap, haberleşmenin yalnızca