
Serkan çok iyi bir insandı. İyi bir araştırmacıydı ve birçok ülkeyi gezmişti. 38 yaşında, iş nedeniyle Tayland’a gitmek zorunda kaldı ve tamı tamına 10 yıl orada kaldı. Serkan Tayland’a ilk gittiğinde kendini çok yalnız hissetti. Tanıdığı ve arkadaşı olmadığı için, ilk bir ay kendi başına gezdi. Sonra, çalıştığı ofiste bir iş arkadaşı olmuştu. O da aynı Serkan gibi bir araştırmacıydı. İspanya’dan gelmişti. Adı ise Martina’ydı. Onunla iş çıkışı yemek yer, eğlenirdi. Serkan ve Martina’nın bir ortak yanı vardı, ikisi de eskiden beri dedektif olmak istiyorlardı. Bir iş çıkışı Martina Serkan’ı evine davet etti ve Serkan da kabul etti. Eve gittiklerinde ağır bir koku vardı. Martina:
“Boş ver üstekiler, biraz abartıyorlar o kadar” dedi. “Sürekli ağır yemekler yapıyorlar.” diye devam etti. Birbirlerinin dillerini bilmedikleri için aralarında İngilizce konuşuyorlardı. “Sorun değil.” diye cevap verdi Serkan. Cümlesini bitirdikten sonra koltuğun yanındaki tabloya daldı. Martina da tam bunun için Serkan’ı getirmişti. Serkan
“Bu ne?” diye sorunca “Al bak, tam da istediğin tarzda.” diye yanıt verdi Martina.
Tablonun üzerinde bir adam posteri vardı. EDGAR FİSCHER. Martina, Serkan’a bakıyor, tepkisini ölçüyordu. “Neden böyle bir adam var ki?” diye sordu Serkan. Martina ise elinde iki tane sıcak çikolata ile Serkan’ın yanına gitti.
“Bu adam, ben daha 8 yaşımdayken beni kaçırdı ve beni elinden bırakmadı. Ben de mecburen ona saldırmak zorunda kaldım. Bir gün o banyodayken mutfaktaki silahı aldım ve mermilerini kontrol ettim, sonra da cebime soktum. O benim yanıma gelince tetiğe bastım ve onu vurdum. Ama…Çok da vurmuş sayılmam, yani omzundan vurulmuştu. Hâlâ sağ mı? Onu merak ediyorum ve işte o yüzden buralardayım.” diye cümlesini bitirdi. Serkan ağzı açık Martina’yı dinledi. Sonra beraber bir plan yaptılar. Martina, Edgar’ın Tayland’ da yaşadığını biliyordu çünkü olay tamda burada yaşandı. Ertesi gün iş çıkışı Edgar’ı bulmak için yola çıktılar. Olayın yaşandığı yer Phuket’e gittiler. İkisi konuşarak yürüyorlardı. Sonra evi buldular ve içeriye girmeye çalıştılar. Sanki birisi telefondan konuşuyormuş gibi bir ses vardı ama aslında hiç kimse yoktu, çünkü bu tuzaklardan biriydi. Serkan üst taraftan girmeye, Martina ise garajdan girmeye çalıştı. Hiç ses çıkarmadan içeri girmeyi başardılar.
Martina garajdan eve doğru yukarı çıkarken bir adam gölgesi gördü. Gölge tam 10 dakika boyunca durdu ve Martina dayanamayıp içeri daldı ama yine kimse yoktu; çünkü bu da tuzaklardan biriydi. Serkan ise çatıdan girmeyi başardı. En azından burada bir tuzak yoktu.
Serkan mutfağa doğru ilerlerken yerde kan izleri buldu. Ve Martina’ya işaret verdi hemen bir delil bulmuşlardı. Sonra Martina banyoya gitti. Banyonun dolabı açıktı, içinde bir şey alınmış gibiydi. Aslında ikisinin bilmediği şey Edgar’ın bahçede olması ve her şeyi biliyor olmasıydı. Edgar bahçede sakince çiçeklerini sularken Martina ve Serkan ipucu toplayıp onu yakalatmayı planlıyordu. Fakat işler tam da öyle gitmedi. Edgar dayanamayıp içeri daldı. Serkan apaçık ortadaydı ve saklanamadı. Serkan hiç aldırış etmeden sorular sormaya başladı. “Sen kimsin ve burası senin evin mi?” diye sordu. O sırada Martina, Edgar’ın tam arkasında, silahı kafasına doğru tutuyordu. Martina tetiğe basmadan Edgar harekete geçti ve Martina’nın silahını aldı.
“Sen… yoksa sen.. ee şey, sen Martina’sın değil mi? Bu kim? Kendine arkadaş mı edindin? Boş ver. Daha ne yaptığının farkında değilsin” dedi.
Martina ve Serkan göz göze geldiler. Sonra kaçmaya başladılar. Fakat Martina daha hızlı koşuyordu çünkü bir planı vardı. Edgar’ın onu görmediği bir duvarın arkasına saklandı. O gittikten sonra sakladığı yeden çıktı. Serkan hâlâ koşuyordu, çok yorulmuştu. Martina’yı da göremeyince onun yakalandığını sandı ve teslim oldu. Edgar tam Serkan’ın elini bağlayacakken Martina çoktan polis çağırmıştı ve Edgar tutuklandı. Ve sonunda Martina ve Serkan kendi evlerine gidebildiler.
