Okuryazarkitaplar
EdebiyatManşet

Kurgulanmış Hayat

Bütün yorgunluğuma rağmen, her gün yeniden doğabilme duygusunu diri tutmaya çalışan bir Anka’yım ben. Küllerimin arasından kendimi toplamaya çalışan, bazen kendi ateşiyle yanan, bazen o ateşten yeniden doğmayı umut eden bir Anka. Dışarıdan görünenler, ruhumda yaşadıklarımın yalnızca buzdağının görünen kısmı. İnsanlar çoğu zaman yüzeydeki dalgaları görür, oysa denizin altında kopan fırtınalardan habersizdirler.
Bu sefer başka bir yalnızlığın içindeyim. Öyle bir yalnızlık ki, kimseye anlatamadığım, kelimelere dökemediğim bir yalnızlık. İnsan bazen kalabalıkların ortasında da yalnız olabilir elbette fakat benim hissettiğim bundan farklı. Sanki bu hayatta benden başka kimse yokmuş gibi geliyor bazı zamanlar. Sanki bütün sahne kurulmuş ve sahnede yalnızca ben varım. Ve bazen yaşadıklarımı düşünmeden edemiyorum. Ya her şeyi kurgulayan gerçekten bensem? Ya gördüğüm, duyduğum, hissettiğim her şey benim zihnimin bir yansımasıysa? Ne görmek istersem onu resmediyormuşum gibi geliyor bazen. Sanki hayatın tuvali önümde ve ben farkında olarak ya da olmayarak o tuvale renkler sürüyorum. Karşıma çıkanı önceden seçiyorum. Kendime neyi yaşatmak istiyorsam, ona hazırlanıyorum gibi hissediyorum. Bazen bilinçli, bazen bilinçsiz… Bazen isteyerek, bazen farkında olmadan. İnsan kendi kaderine ne kadar müdahildir ne kadar değildir, bunu ayırt etmek bazen çok zor. Düşündükçe cevaplar geliyor evet, ama o cevapların içinde hep aynı ruh halinde kalamıyorum. Kısa zamanda geri gidiyor aklımdaki tüm olumlu düşünceler. Kendimi köşeye sıkıştırırken buluyorum sorularımla.

Bir an geliyor, her şey anlam kazanıyor. İçimde bir açıklık, bir ferahlık oluşuyor. Sanki bütün soruların cevabı kalbime dokunmuş gibi hissediyorum. Fakat sonra bir şey oluyor. Sanki sistem beni yeniden dışarı atıyor. O anki idrakim elimden alınıyor gibi. Hayata yeni gelmiş gibi oluyorum. Belki de insanın imtihanı tam olarak burada başlıyor. Aştığını sandığın konuların daha zoruyla sınanıyorsun. Geçtiğini düşündüğün kapılar yeniden önüne çıkıyor. Ve o zaman anlıyorsun ki insanın bilgisi çoğu zaman zihninde kalıyor; kalbine inmeden gerçek  dönüşüm olmuyor. Tam da burada Ebu Hamid el-Gazali’nin sözleri insanın içine dokunan o cümleleri hatırlıyorum:
“İnsan bazen gördüğünü gerçek sanır, oysa gördüğü yalnızca zihninin ona gösterdiğidir.” Ben de bazen bunu hissediyorum. Duyduğum müzik, gördüğüm manzara… hepsi sanki benim kurgum gibi. Sanki ruhumun içinde oluşan bu dünyanın dışa yansıması. Bilinen melodiyi dinlerken içimde beliren duyguların gerçekten o müziğe mi ait olduğunu, yoksa benim içimde zaten var olan bir duygunun o müzikle açığa çıktığını düşünüyorum. Manzaraya bakarken içimde oluşan huzurun gerçekten o manzaradan mı geldiğini, yoksa benim kalbimin o an görmek istediği şeyi mi gördüğünü sorguluyorum. Belki de gerçeklik sandığımız şey, iç dünyamızın dış dünyaya düşen gölgesidir. İnsan bazen kendi zihninin kurduğu aynalarla dolu bir odada yürür gibi hisseder. Her baktığı yerde kendisini görür ama bunu fark etmez. Gördüğü yansımaları gerçek zanneder. Ve işte tam o noktada bir korku beliriyor içimde.

Bir zamanlar izlediğim The Truman Show filmindeki gerçekliğin bir gün benim karşıma çıkması ihtimali geliyor aklıma. Bu düşünce bazen içimi ürpertiyor. Ya bir gün o perde aralanırsa? Ya gördüğüm her şeyin ardında başka bir gerçeklik varsa? İnsan böyle düşündüğünde kendine şu soruyu sormadan edemiyor. Gerçek nedir? Gazali’nin hayatında yaşadığı büyük sorgulama tam da bu noktada başlar. O, duyuların bizi yanıltabileceğini söylemişti. Gözümüz bir yıldızı küçücük görür, oysa yıldız dünyadan kat kat büyüktür. Demek ki gördüğümüz her şey hakikatin kendisi değildir. O zaman insanın elinde ne kalır? Gazali’ye göre geriye yalnızca kalp kalır. Çünkü kalp, hakikatin en derin yankısını duyabilecek tek yerdir. Belki de benim yaşadığım bu sorgulamalar, zihnimin beni yanıltmasından değil, kalbimin hakikati aramasından kaynaklanıyordur. Çünkü insan bazen gerçekliğin perdesini aralamaya başladığında kendini daha büyük bir yalnızlığın içinde bulur. Bu yalnızlık aslında boşluk değildir. Aksine, insanın kendisiyle ilk kez gerçekten karşılaşmasıdır. Ne olduğunu anlamaya çalıştığı sorguları başlar. Belki de benim hissettiğim şey tam olarak budur. Bir insanın kendisiyle baş başa kalması. Kendi zihniyle, kendi korkularıyla, kendi sorularıyla ve belki de en çok kendi hakikatiyle.

Bütün bu düşüncelerin arasında hâlâ içimde küçük bir umut kıvılcımı var. Çünkü her şeye rağmen her gün yeniden doğabilme duygusunu yaşamak istiyorum. Tıpkı Anka kuşu gibi. Yanmış olsam bile yeniden doğabilmek. Yorulmuş olsam bile yeniden ayağa kalkabilmek. Ve belki de en önemlisi, bütün bu kurguların, bütün bu sorgulamaların içinde gerçek olan tek şeyi hakikati bulabilmek. Belki hayat gerçekten de kurgulanmış bir sahnedir. Belki gördüğümüz şeylerin çoğu zihnimizin bize gösterdiği birer perdedir. Kur ‘an-ı kerimde Ankebut Suresi 64. Ayette: “Dünya bir oyun ve eğlenceden ibarettir.” der. Ama yine de insanın kalbinde bir yer vardır ki orada hiçbir kurgu barınamaz. İşte ben o yeri arıyorum. Kendi hakikatimin başladığı yeri. Ve belki de bu arayışın kendisi insanın yaşayabileceği en gerçek yolculuktur.

İlgili Haberler

Ey Benim Hicranım

okuryazarkitaplar

Eskilik Dostluk Değildir

KÜBRA ÇAKAR

Dostoyevskiye Göre Zulm Alışkanlık Yapar

okuryazarkitaplar

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...