

Dedi ki Süleyman:
Davud ruhumdur,
Kalbim ise Süleyman’dan içre Süleyman,
Akl-ı Küll ummanından seyreden.
Lisanım,
Davud’un Süleyman’a vuslatındandır.
Kalbimin, ruhumun dilinden konuşmasıdır.
Latif ve uçucu nefesinden söylemesidir.
Unutulmamalıdır ki;
Sözün darlığı, mananın genişliğinde yok olur.
Dedi ki Süleyman:
Şu beden toprağında ordularım vardır benim.
Arştan arza uzanan,
Nurdan nâra kadar sıralanmış dizi dizi, saf saf ordularım,
İki dağ arkasından akan ırmaklar gibi çalkalar vadileri.
Sebep dehlizlerinde vehimler biriktiren hırs askerlerini,
Silkeler savurur ölü meydanlara.
Settar’ın varlığı, şükrün yolunu açar semalara.
Arınmış vadinin toprağı ruh kokar.
Beden ruh kokunca boşalır aklın zincirleri.
Çözülür idrakin düğümleri.
Ve akıl meleği,
Ruh ve Can arasında kanat çırpmaya başlar.
Şu varlık aynasından seyrettiğin şehadet âlemine yansıyan sen!
Rahman’ın tüm âlemleri istiva etmek sûretiyle,
Var olandan var ettiği her bir manaya,
Hüviyetini nakşettiği bir veçheden başka bir şey değilsin.
Tüm yaradılış Rahman’ın dokunuşuyla Rahim’e aktarılır.
Rahman; İlim, İrade ve Kudret potansiyellerini,
Ahsen adıyla insanın her bir zerresine kodlar.
İnsandaki Ahsen formu, idrak tekâmül ettikçe ortaya çıkmaya başlar.
Ayan seviyede (mana düzleminde) donatılan ve vücuda getirilen her bir sûret,
Rahimiyet boyutunda beyana programlanarak (her türlü gelişim evresi ve kararlama süresi),
Mevcut formuna dönüşür ve izafi bir vücuda gelir.
İnsanın ve tüm yaradılışın izafi varlık kazanma süreci,
Allah’ın Rahman ve Rahim isminin birlikte çalışma prensibine dayanır ve hayatiyet bularak yaşama indirgenir.
