Selim Öztürk
İnsanların, bilgi ve haber alma hakkını kullanması, demokrasinin güçlenmesinde önemli rol oynar. Topluma haberin doğru ve zamanında sunulması medya etiğinin gereğidir. Bu da haberciliğin, mesleki bir perspektifle yapılmasını sağlar. Bu gerçek, birçok medya örgütü tarafından uygulamaya konulmuştur. Günümüzde teknolojinin ilerlemesiyle medya sektörü gelişimini devam ettirmektedir. Bu durum rekabeti de beraberinde getirmektedir.
Rekabet işin için girdiği zaman kantarın topuzu kaçabiliyor. İzlenmeme, takip edilmeme kaygısı ve daha çok para kazanma arzusu, medya şirketlerinin etikten çıkmasına sebep olabiliyor. Hatta bu konu daha da abartılıp sahtekârlığa kadar varabiliyor. Ülkemizde kendini ispatlamış ve ayakta durmuş ulusal medya örgütleri var. Ayrıca yerel medya grupları her geçen gün artıyor. Ancak bunlardan hangisi tam anlamıyla etik kurallara uygun çalışıyor? Özellikle televizyonda yayınlanan programları, insanların tercih etme, seçme hakları var. Kim ne kadar seçici davranabiliyor? Sabah ve öğleden sonra yayınlanan, ahlak dışı konuları içine alan programları, kültür yozlaşmasını gözler önüne seren dizileri, hakaret, küfür içerikli siyasi açık oturumları, gerçeklikten uzaklaştıran kadınlara yönelik programları, saatlerce süren futbol programları, insani değerlerden yoksun yarışma programları, gerçek ve faydalı yayınlardan ayırmak ve izlememek gerekiyor. Aristoteles ‘’Kendini bilmek tüm bilgeliğin başlangıcıdır.” der. Bu programlar, insanın en güzel özelliklerden biri olan düşünme duygusunu köreltip aklımızı köleleştiriyor. Aslında medya, kaliteli programlar da sunabiliyor. Ancak bu programları sadece sanat ve kültür adı altında izleme şansı bulabiliyoruz.
Medyanın insana verdiği zararların yasalarla önüne geçilebilmesi bir yere kadar sağlanabilir. Ancak neyi ne zaman izleyeceğimize biz karar vermeliyiz. Bu konuda duyarlı olmalıyız. Televizyon, sosyal medya, internet web sayfaları, sürekli yayınlarını bizlere sunuyor. Sırf vakit geçirmek için o zararlı yayınları açık tutmak yayınları yapan kuruluşların ekmeklerine yağ sürmekten başka bir işe yaramıyor. Vaktimiz kıymetli değil mi? Yeterince stresli yaşamıyor muyuz? Biz kafamız dağılsın derken bu sakıncalı yayınlar sayesinde daha fazla kendimizi bunaltıyoruz.
Medya etiği konusunda uzmanlar ne söylerse söylesin, hangi yasalar yürürlüğe konulursa konulsun, hangi yayınlar sansürlerinse sansürlensin işin içine siyasetin, rekabetin ve paranın girmesiyle bu yozlaşma devam edecektir. Bunu önleyebilecek olanlar bizleriz. Medyanın bize sunduğu zararlı yayınları seyrederek değil, sağlıklı düşünmeye yönelik programları seçmeli ve izlemeliyiz. Gelişmiş bir topluma ulaşmak istiyorsak, kitap okumak gibi geliştirici güzelliklere vaktimizi harcamalıyız. Sadece istediğimiz yayınları ve edebi türleri değil, özellikle dünya ve ülke gündeminden de haberdar olmalıyız. Ve en önemlisi sanat olgusunu hayatımızın içine almalıyız. Bunu alışkanlık haline getirmeliyiz. İnsan hayattan zevk alan ve yaşamın tadını çıkarmak isteyen bir varlık. Zaman ise onun en güçlü enstrümanı… Öncelikle harcadığımız anın kıymetini bilmeli ve onu verimli kullanmalıyız. Gelecek günümüz, geçmiş günümüzden her zaman daha önde olmalı.
Seçici olmak ve bu özgürlüğün tadını çıkarmak insana verilen en güzel meziyet. İnsana neyi seçmesi gerektiğini öğreten ve toplumları kendi çıkarları için yönlendiren zihniyetin oyununa gelmemeli. Basitçe anlatmak gerekirse hızlı tüketim araçları bize pratik açısından iyi geliyor. Mesela üçü bir arada kahve ürünleri. Bu kapitalist zihniyet diyor ki: ‘’Ey tüketici! Sen uğraşma hatta süt, kahve ve şekeri bir arada kullanmayı sen beceremezsin, ben senin yerine üçünü bir araya getirdim, bu tozu at kaynamış suya ve afiyetle iç.’’ Evet, pratik ama sağlıksız, kanser hastalarının dünyada artış göstermesinin nedeni bu tür hazır yiyecekler ve içecekler değil mi? Bilim adamları bas bas bağırmıyor mu? Uzak durun diye. Görsel medyada hazır gıdaların reklamları dönüp dönüp duruyor. Hatta öyle iştah açıcı yayımlanıyor ki insanı büyülüyor. Bir başka örnek daha vereyim. Televizyonda haber izlerken, normal görüntü içindeki izlemeni istediği kareyi montajla daire içinde gösteriyorlar. Seni yönlendiren ve izlemen gereken bu ve biz bunu izlemeni istiyoruz diyen zihniyet sana bütünü kaçırtıyor. Hatta sana yönlendirme yaparak kendi ideolojisini aşılıyor. Düşünmeni, tartmanı, seçim ve tercih hakkını elinden alıyor. Kapitalist sistem, bunu o kadar masum yapıyor ki farkına bile varmıyorsun. Sende olan özgürlüğe ket vuruyor ve seni dar bir kalıbın içine sokuyor.
Kısacası medya etiği denen olguyu en verimli şekilde sağlayacak olan da insan, bu sistemi doğru yönlendirecek olan da insan. Topluma ya da insana faydasız bir program sadece bir gün izlenmesin, sizce o yapımcılar ne kadar para harcarlarsa harcasınlar o yapımı reyting almadı diye ekranlardan kaldırmazlar mı? Davulda sizde tokmakta… Önemli olan doğru ve estetik ritmi tutturmak. Bu insanın elinde…
Selim Öztürk
Yazarın Kitabı


