Yazar Ümmügülsüm Hasyıldırım
“Yaradılış gayemiz nedir?” sorusu takılır bazen aklıma. Yiyip içmek, gezip tozmak için olmasa gerek bunca nizam ve intizam. Asırlardır bir doluyor bir boşalıyor kâinat. İlk insandan itibaren de hiçbir mühür aynı değil. Milyarlarca insan, hayvanat ve nebatat hatta yaratılan evrendeki tüm mevcudatın mührü farklı. İnsandaki parmak izi gibi.
Anlamak isteriz. Anladığımızı anlatmak isteriz lakin düşünce esaretinde olanlarımıza Cemil Meriç “İdeolojiler idrakimize giydirilen deli gömlekleridir.” der ve ilk emir “oku” yu işaret eder. Taklidi değil tahkiki yaşamı felsefe edinmeliyiz belki de.
Sonra “Cenab-ı Hakk bütün isimlerinin tecellisini, birçok şeyi üzerine toplamış olan insanın, nefsine ve kişiliğine lütfediyor. Halk ettiği her varlığa vurduğu mühürle, yaratılışın en ince detaylarında gizlenen uyumu, yani kâinatta insan ve âlemlerin tasarımı bir düzen ve intizam üzeredir” diyen Üstadın sözleri gelir aklıma. Beynimde bir ışık yanar. O ışığı paylaşmaktır derdim.
Kimi zaman gökyüzüne baktığımda sonsuzluğun derinliğiyle yüzleşirim. ‘Acaba insan, bu kâinatta sadece bir rastlantı mı yoksa bilinçli bir tasarımın parçası mı?’ der yüreğim. Aklımın cevabı bir pencere açar zihnimde. Uyan!
İnsan, ne yalnızca topraktan ibarettir ne de sadece bir düşünceden… Bedeninin toprağa, ruhunun ise sonsuzluğa açıldığı bu varlık; tam da dünya için biçilen bir elbise gibidir. Atmosferin inceliği, suyun döngüsü, yerin çekimi… Her biri, insana hizmet edercesine özenle yerleştirilmiş. Tesadüfe yer bırakmayan bir ahenk süzülüyor doğadan. Öyle bir nizam ve intizam var ki kelimeler sükût ediyor. Tesadüf değil tevafuklar zincirini görmemek mümkün değil. Etrafımıza bakmak, gördüğümüz mektupları okumak açacak zihnimizi. Kâinat kitabının her sayfasında mucizelerle dolu mektuplar mevcut. O mektupların her harfinde okuyabilene açılan sırlar gizli.
Kâinata baktığımızda yine görüyoruz ki beden hücrelerinden tutun da kâinatın bütününü içine alan bir hikmet, bir nizam ve intizam var. Beden hücrelerine baktığımızda o bedenin içerisindeki fabrikaları bir işleten var. Doğaya baktığımızda mevsimlerin, ayların, günlerin, haftaların döngüsünü sistematik bir şekilde idare eden var. Hakeza hayvanlar âlemindeki düzeninde musahhar olduğu bir tanzim edeni var. Hiçbir şeyin tesadüf olmadığının apaçık delilleri var.
İnsan, sadece var olmakla değil, anlamakla da görevli. Doğaya hükmetmek değil, onunla konuşmak ve ona kulak vermek asli sorumluluğumuz. Çünkü on sekiz bin âlemin varlığında, galaksilerin yörüngesinde saklı olan tasarım, sadece bedenimizde değil; vicdanımızda, sezgimizde ve yaratılışımızın sırlarında saklı. Akıl ve vicdan insan olmamızın temel taşı ve onları rıza dairesinde kullanmak bizim asli görevimiz.
Bizler, dünyaya bakalım ama sadece gözlerimizle değil; kalbimizle, zihnimizle ve merakımızla… Sorgulayalım, öğrenelim ve her yeni bilgiyle tasarımın zarafetini daha derinden kavrayalım. Çünkü dünya, insanla anlam kazanır; insan da dünyayı anlayarak yücelir.
Aynı şekilde hayvanlar âlemine baktığımızda, Kerim olan Allah’ın terbiye ediciliği ve yaşamı idame ettirecek yetiyi fıtratlarında görüyoruz. İnsanoğlunun hizmetine sunulmuş bunca görevli, bunca güzellik hangi tasarımın eseri öyle değil mi?


1 Yorum
Çok güzel olmuş ümmügülsüm hanım kaleminize sağlık