
Sıradan bir cuma günüydü. Yağmur yeni dinmişti. Sokak kedileri saklandıkları yerden yavaşça çıkmaya başlamıştı. Sokağın ortasındaki bir sokak lambası bozuk olduğu için cızırtılı bir şekilde yanıp sönmekteydi. Bugünkü simidini satmış ihtiyar bir simitçi sokak boyunca arabasını itmekteydi. Sokağın sağına soluna külüstür arabalar park etmişti.
İşten yeni çıkmış genç görünümlü adam eve dönüş yolu olarak hep aynı sokaktan yürümeyi tercih ederdi. Araba kullanmaya karşı olduğu için bu işe ayıracak parası olduğu halde araba satın almıyordu. Bütün hafta çalışmanın verdiği yorgunlukla hafta sonu boyunca hem dinleneceği hem ilgi alanlarına vakit ayıracağı saatleri hayal ederek adımlarını sıklaştırdı.
Apartmana vardığında genelde birinci katın balkonunda oturan huysuz teyzeye yakalanmamak için hızlı bir şekilde dış kapıdan içeri süzüldü. İkinci kattaki dairesinin kapısına geldiğinde hiç umursamadığı posta kutusunda biriken faturaları bir gün temizlemesi gerektiğini düşündü. Ayakkabıları dışarıda bırakmayı hiç sevmezdi. Eskimiş daire kapısını açıp içeri girdiğinde evde olmanın verdiği huzurla doldu.
Bu akşam her zamankinden erken acıkmıştı. Buzdolabının içine baktığında pek bir şey bulamadı. Şu anda dışarıdan yemek söylemek daha cazip bir seçenek olarak görünüyordu. En sevdiği koltuğa oturdu, telefonundan yemek uygulamasına girip bir şeyler söyledikten sonra gereksiz bulduğu sosyal medyaya öylesine bir girip baktı ve telefonu sanki elini yakmış gibi hızla elinden bıraktı.
Hafta içi yorgunluktan ve üşengeçlikten ilgi alanlarına pek vakit ayıramıyordu. Hafta sonu geldiğinde güzel sanatlar üzerine kitaplar okuyor, bilgisayarında şiir yazıyor ve en önemlisi klasik müzik plakları dinliyordu. Plak dinlemek onun için adeta bir terapi gibiydi. Şiir yazma konusunda da oldukça yetenekliydi. Şiirlerini gönderdiği dergilerden çok olumlu geri dönüşler almıştı.
İnsanlarla iletişimi çok iyi değildi. Görüştüğü bir iki arkadaşı vardı. Kalabalıkların içinde çok çabuk sıkılıyordu. Dedikodu, maç muhabbeti, siyaset gibi herkesin konuştuğu konular ona göre değildi. Sürekli sosyalleşmek yerine evde tek başına vakit geçirmeyi tercih ediyordu. Ara sıra sinemaya veya tiyatroya gitmek isterse de tek başına gitmek ona daha cazip geliyordu. Bazen herhangi bir kafede tek başına oturup kitabını okur, kahvesini yudumlardı.
Yine bir hafta sonunun bitmesine az bir süre kalmıştı. Hafta içinde sıkıcı geçen muhasebecilik işinden sonra; kitap okuyup, plak dinleyip ve film izleyip nefes alacağı bir sonraki hafta sonunu şimdiden düşünmeye başladı. İşyerinde çoğu insanla iletişimi zayıf olduğu için saatler geçmiyordu. Ancak yaşı ilerledikçe fark etti ki zaman dilimleri uzadıkça zaman daha hızlı geçmekteydi. Haftalar günlere göre, aylar haftalara göre, yıllar aylara göre daha çabuk geçiyordu.
Plak toplamaya başlayalı birkaç sene olmuştu. İlk başladığında bilinçsizce aldığı rastgele plaklardan sonra klasik müziği araştırmaya karar verdi. Artık topladığı plakları bazı kategorilere göre seçmeye özen gösteriyordu. Canlı müzik dinlemek istediğinde ise bazı hafta içi akşamları belediyenin senfoni orkestrasını görmeye giderdi. Daha gençken başka müzik türlerini de dinlemişti ama hiçbiri onun için klasik müzik kadar etkileyici olmamıştı.
Kitap okuma alışkanlığı çocukluğundan beri devam etmekteydi. Son birkaç yıla kadar sürekli roman okurdu. Roman okumak sadece hayal dünyasını genişletmekteydi. Daha sonra belli bir konu hakkında derinlemesine bilgi edinmeye karar verdi. İlk olarak felsefe üzerine okumalar yapmayı denedi fakat felsefe bilimi ona çok ağır gelmişti. İkinci denemeyi güzel sanatlar üzerine yaptı ve o gün bu gündür bu konu üzerine okumaya devam etmekteydi.
Şiir yazmaya yeni başlamıştı. İçinden geldiği gibi yazmaktaydı. Belli bir kuralı takip etmiyordu. Şiirlerinde bazen toplumsal konulara değiniyor bazense sadece aşk şiirleri yazıyordu. Şiir yazmak için paraya kıyıp hususi bir bilgisayar almıştı. İnternette ufak bir araştırma yaptıktan sonra şiirlerini dergilere gönderebileceği aracı bir platform buldu. Birkaç şiirini gönderdiğinde dergilerden gelen kabul mesajlarından sonra ister istemez gururlandı. Ara sıra yazma isteği geldiğinde birkaç şiir karalamaya devam etmekteydi.
Annesi, babası vefat ettiği için ailesinden bir tek kız kardeşi kalmıştı. Kız kardeşinin evi onun evine yakındı. Yeğenini özlediğinde yürüyerek onlara bir uğrar, en fazla bir saat oturduktan sonra evine geri dönerdi. En son gittiğinde kız kardeşi Japonya seyahatinden yeni dönmüştü. Gitmeden önce ondan birkaç Japon baskı plak almasını rica etmişti. Kız kardeşi plakları almış, belki ilgisini çeker diye de İngilizce yazılmış minyatür ağaç yetiştirme sanatı üzerine bir kitap getirmişti.
Peki neden hiç evlenmeyi düşünmüyordu? Bu konu üzerine özellikle işyerindeki bir iki kızla arkadaşlık denemesi olmuştu. Fakat fazla dramaya tahammül edemiyordu. Evliliğin ona göre olmadığına karar vermişti.
Kız kardeşinin getirdiği kitabı dikkatli bir şekilde incelemeye koyuldu. Öncelikle minyatür ağaç yapmaya uygun bir fidanı tarif edildiği şekilde fidanlıktan bulması gerekecekti. Diğer aşamaları öğrenmek için bir saat boyunca kitaba göz gezdirdi. Ne zaman sulanacak, toprağı ne zaman değiştirilecek, budama ne zaman yapılacak ve tel ile ne zaman sarılacak hepsini öğrenmeye çalıştı. Belli ki bu hobi onu bayağı oyalayacaktı.
Kız kardeşi ona bir şey daha tavsiye etmişti. Köpek sahiplenmeliydi. Kedi de olabilirdi fakat köpek arkadaş canlısı olmasıyla daha cazip bir seçenekti. Ayrıca dışarı çıkması için bir bahanesi olacaktı. Sevimli bir köpek bulabilmek için abi kardeş tanıdıkları araştırmaya başladılar. Artık hemen hemen her evde kedi köpek olduğu için yavru bir köpek bulmakta çok zorlanmadılar. Adam bu köpeği çok benimsemişti. Onun iyiliğini düşünüp bu tür tavsiyeler veren bir kız kardeşi olduğu için mutluydu.
