
Güzel bir ilkbahar akşamıydı. Her yer yemyeşil, kuşlar cıvıl cıvıldı. Ayşe henüz okula başlamamıştı, o gün de sokakta arkadaşlarıyla oyunlar oynuyordu. Çok mutluydu. Bazen de arkadaşları onlara gelir, evlerinin bahçesinde oynarlardı. Evin sokak kısmına bir duvar çekilmişti. Duvarın ortasında iki kanatlı tahta kapı vardı. Buradan bahçeye giriliyordu. Eve girmek için de iki ayrı kapı vardı. Biri evin ön tarafında misafirler için, diğeri arka tarafta kendileri için.
Bahçede kiraz, ayva, vişne, zeytin, erik ve şeftali ağaçları vardı. Annesi mevsimine göre bu ağaçların meyvelerinden reçel yapardı. Bazen de toplayıp çocuklara dağıtırdı.
Annesi çiçekleri çok severdi. Evin bahçesinde her mevsim sardunyalar, ortancalar, güller, kasımpatılar, şebboylar açar; özellikle akşamları her yer mis gibi kokardı. Havalar soğumaya başlayınca donmasınlar diye bazı saksıları içeri taşır, pencerelerin önüne koyardı. Yazları da bahçeye domates, biber, patlıcan dikerdi.
Annesi çalışmıyordu ama her zaman üstüne başına, görünüşüne dikkat ederdi. Sadece evi temizlerken başını örterdi. Ara sıra kitap okur, tiyatroya, konsere, sinemaya gitmeyi severdi. Ve her zaman şunu derdi: “Bak yavrum, çiçekler başından açar; kızlar da bir çiçektir. Sabah uyanınca önce yüzünü yıka, sonra üzerini değiştir, saçlarını tara, topla; pijamalarını katla, yatağın içine koy, sonra yatağını düzelt.” Ayşe annesine özenir, onun gibi davranmaya çalışırdı.
Çok büyük bir evleri vardı. Orta bölümü dışarı doğru yuvarlak, kapalı balkonluydu; tavanı çok yüksekti. İçinden döner merdivenli ve iki katlıydı. Alt katta büyük bir salon, kapıları salona açılan iki büyük oda ve mutfak vardı. Üst katta da Ayşe’nin odası, annesinin ve babasının yatak odası ile ortada yine büyük bir salon bulunuyordu. Yatak odasının pencerelerinden biri sokağa bakıyordu. Üst kattaki perdeleri, annesi beyaz ketenden delik işi nakış işleyerek pencerelerine asmıştı. Ayşe’yi eve çağıracağı zaman üst katta olursa bu pencereden, bahçede olursa kapının önüne çıkıp oradan seslenirdi.
Çocukların iyice oyuna daldıkları sırada annesi, “Ayşe, hadi kızım, eve gel artık; şimdi baban gelecek.” diye yatak odasının penceresinden seslendi. Ayşe, babası gelmeden evde olması gerektiğini öğrenmişti; o yüzden “baba” kelimesini duyunca hiçbir şeye itiraz etmezdi. Yine de keyfi kaçmıştı. Ne çabuk akşam olmuştu, daha oynayacak bir sürü oyunları vardı, suratını astı. Sesin geldiği yöne dönerek “Tamam anne.” diye seslendi. Diğer çocukları da anneleri çağırmaya başlayınca mecbur evlerine gideceklerdi. “Neyse, yarın yine oynarız.” diye geçirdi içinden. Zaten hava kararmak üzereydi. En son birbirlerini ebelediler, “çanak çömlek patladı!” diye bağırarak evlerine gittiler.
Kapının önüne geldiğinde yerde küçücük bir kedi yavrusu gördü, çok heyecanlandı. “Anneee!” diye bağırdı. Annesi telaş içinde koşarak geldi, bir şey oldu sandı. Onu yere oturmuş, ellerinin arasında küçücük bir kedi yavrusunu tutarken gördü. “Aman!” dedi. “Bu yavru nasıl buraya kadar gelebilmiş, annesi yok mu acaba?” deyip etrafına bakındı. Elinde tuttuğu siyah beyaz renkli bu yavruya öyle şefkatle bakıyordu ki gözlerinden yaşlar süzülüyordu. “Anne, ne olur onu bize götürelim; burada nasıl yaşar, gece karanlık, zaten çok korkar. Hem ben ona bakarım, ne olur anne,” dedi. Yavru kedi de onları duyuyor gibi incecik, cılız bir ses çıkarıyor, ayaklarını geriyordu. “Onun annesi vardır mutlaka, yavrusunu arar; ama bu gecelik alalım, sokakta kalmasın. Yarın annesini arayalım, yoksa bizim bakmamız çok zor olur, çünkü daha çok küçük.” dedi annesi. Yavruyu elinden yavaşça aldı, içeri götürdüler. Ayşe çok sevinmişti.
Evleri bahçeliydi; ara sıra mahallede dolaşan kediler bahçeye gelirdi, Ayşe de onlara yiyecek bir şeyler bırakırdı. Birden o kedileri hatırladı, annesinin eteğinden çekiştirdi. Annesi o sırada yavru kedi için karton bir kutu hazırlıyordu. “Anne biliyor musun, bizim bahçeye gelen kediler var ya, belki bu yavrunun annesi de onlardandır. Sabah ben bahçeye süt bırakacağım, olur mu?” “Aferin benim akıllı kızıma! Harika bir fikir; yavruyu da biraz dışarıda tutarız, annesi gelirse onu görür.” dedi. Ayşe çok mutlu olmuştu. “Yaşasın!” dedi. Yavrunun üzerine eğilip “Seni annene kavuşturacağım, sen hiç merak etme, tamam mı?” dedi.
Annesi küçük bir damlalık şişesinin içine süt koyup getirdi. Yavru kediyi itinayla eline aldı, şırıngayı ağzına dayadı. Küçücük yavru sütü görünce canlandı, hemencecik sütü bitirdi. “Bu iyi,” dedi annesi, “besleyebileceğiz.” Ayşe sevinçten yerinde duramıyor, havaya sıçrıyor, alkış yapıyordu. Annesi uyardı: “Sessiz ol, korkutacaksın yavruyu.” Karnı doyan yavruyu kutuya koydular, o da hemen kıvrılıp uyudu. Kutunun üzerini örttüler. “Sonra gelir yine bakarız.” dedi annesi; parmak uçlarına basarak parmağını dudaklarına götürdü ve odadan çıktı.
Ayşe babasına yavruyu anlatmak için sabırsızlanıyordu. Annesi mutfaktan, “Hoş geldin hayatım!” diye seslendi. “Hoş bulduk canım.” dedi babası. Ayşe hemen babasının önüne koştu. “Babacığım!” deyip belinden sarıldı. Babası onu kucağına aldı, yanağına bir öpücük kondurdu, birlikte koltuğa oturdular. “Babacığım, sana bir şey göstereceğim,” dedi Ayşe, kucağından inerek elini tutup onu kaldırmaya çalıştı. “Çok yorgunum Ayşeciğim, bekleyemez mi?” dedi. “Hayır, baba, lütfen gel.” deyip ısrar etti. Babası çaresiz onu takip etti. Kapalı bir kutu görünce merak etti. “Ne var bu kutunun içinde?” Kutuyu yavaşça açtı, yavru uyuyordu. “Bunu nereden buldunuz?” dedi. Ayşe sessizce kutunun üstünü örterek babasının elinden tuttu, onu dışarı çıkardı, tekrar gelip koltuğa oturdular ve olanları bir çırpıda anlattı. “Anladım canım, iyi yapmışsınız, yoksa o yavru gece sokakta çok korkardı. İyi ki onu, sen bulmuşsun.” dedi babası. Ayşe çok mutluydu, yavruyu kurtardığını düşünerek kendisiyle gurur duyuyordu.
Annesinin “Haydi, yemek hazır!” sesiyle sofraya geçtiler. Yemeklerini keyifle yediler, sofrayı birlikte topladılar. Ayşe oturduğu yerde uyuyup kalmıştı. Babası onu kucağına aldı, annesi yatağını açtı, şefkatle yatırdılar, yanağına küçük bir öpücük kondurdular. Gece lambasını açıp odadan çıktılar. Kapıdan kızlarının masumiyetine, güzel yüzüne, kalbinin güzelliğine baktılar. Kızlarıyla gurur duydular.
Sabah Ayşe erken uyanmıştı, hemen yavrunun yanına gitti. Yavru uyanmış, ayakta durmaya çalışıyor ve sesler çıkarıyordu. Hemen annesini çağırdı. Annesi yeniden süt hazırlayıp getirdi. “Hadi bakalım, bu defa sen besle.” dedi. Ayşe şırıngaya süt çekti, yavrunun ağzına dayadı. Yavru hemen emdi, tekrar tekrar verdi. Sonunda karnı şişti ve yoruldu. Annesi yavruyu temizledi, yavru uyudu. Ayşe bahçeye bir kabın içine süt bıraktı, sonra içeri girip takip etmeye başladı. Bu arada annesiyle kahvaltısını da yaptılar.
Az sonra yavru kediye benzer bir kedi göründü duvarın üstünde. Ayşe heyecanla annesine seslendi: “Anne, koş, bak!” Annesi geldi, hemen gidip yavruyu getirdi, sütün yanına kutuyla bıraktı. İçeri girdiler. Kedi asmanın üzerinden aşağı indi, kutunun içindeki yavruyu gördü, kokladı, yaladı, emzirmeye başladı. Anne ile yavru kavuşmuştu.
Bahçeye indiler. Anne kedi onlara minnetle bakıyordu. Çocuk, anne kedinin başını usulca okşadı, kedi de mırıltılar çıkararak teşekkür eder gibiydi.
