Türkçenin derinliklerine doğru bir yolculuğa çıktığımızda, “barış” kelimesinin hikayesi aslında bir sükunet değil, bir hareket ve “varış” hikayesidir. Bu kelime, sadece bir çatışmasızlık durumunu değil, iki tarafın birbirine doğru attığı adımların sonucunda ulaşılan o menzili temsil eder.
Köklere Dönüş: Bir Hareket Olarak “Bar-“
Kelimenin serüveni, Eski Türkçe dönemindeki “bar-“ fiiline dayanır. Bugün “gitmek” anlamında kullandığımız “varmak” eyleminin en eski hali olan bu kök, bir noktadan diğerine ulaşmayı, bir mesafe kat etmeyi anlatır. Peki, gitmek eylemi nasıl oldu da “barış” gibi durağan ve huzurlu bir kavramın temeli oldu?
Buradaki incelik, kelimeye eklenen “-ış” ekinde gizlidir. Türkçede bu ek, eylemin karşılıklı yapıldığını (işteşlik) bildirir. Dolayısıyla “barış”, kelime anlamı itibarıyla “karşılıklı birbirine gitmek, orta noktada buluşmak ve menzile birlikte varmak” demektir. Yani barışmak, bir tarafın diğerine diz çökmesi değil, her iki tarafın da kendi konumundan ödün vererek birbirine doğru adım atmasıdır.
Tarihsel Dönüşüm ve Anlamın Olgunlaşması
Orhun Yazıtları’ndan Karahanlı Türkçesine kadar uzanan süreçte, kelimenin sadece fiziksel bir “varma” eylemi olmadığını, sosyal bir uzlaşıyı da kapsamaya başladığını görüyoruz. Eski metinlerde bu kök, “barışığ” veya “barışmak” formlarında karşımıza çıkar. 11. yüzyılın o muazzam sözlüğü Divânu Lugāti’t-Türk’te, bu kavramın toplumsal bir sözleşme, bir anlaşma zeminine oturduğunu fark ederiz.
O dönemlerde barış, sadece savaşın yokluğu değildir; aynı zamanda bir “yol” meselesidir. İnsanlar birbirine “vardığında”, aradaki uçurumlar kapanır. Orta Türkçe döneminde kelime, bugünkü biçimine iyice yaklaşırken, beraberinde “uyum” ve “mutabakat” anlamlarını da heybesine doldurmuştur.
Kelimenin Macerası: “V” ve “B” Arasındaki Köprü
Ses bilgisi açısından bakıldığında, Türkçedeki “b-v” değişimi bu kelimenin karakterini belirlemiştir. Batı Türkçesinde (Oğuzca) pek çok “b” sesi “v”ye dönüşürken (bolmak -> olmak, barmak -> varmak gibi), “barış” kelimesi kökündeki bu sert ve kararlı “b” sesini büyük oranda korumuştur. Bu muhafaza ediş, kavramın Türk zihnindeki sarsılmaz ve köklü yerini de simgeler gibidir.
Bugünün Penceresinden Barış
Bugün “barış” dediğimizde zihnimizde canlanan o beyaz güvercin imgesi veya sessizlik hali, aslında kelimenin kökenindeki o dinamik yapıyı bazen gölgeliyor. Oysa barış, yaşayan ve emek isteyen bir süreçtir. Kökenindeki “varmak” eylemi bize şunu fısıldar: Barış, ulaşılan bir son durak değil, sürekli kat edilmesi gereken bir yoldur.
Sonuç olarak; barış kelimesi Türkçenin en zarif dönüşümlerinden biridir. Birbirinden uzaklaşanların, sırtını dönenlerin yeniden yüzünü birbirine dönüp “vardığı” o kutsal kavşaktır. Kelime, bin yılı aşkın macerasında anlamını yitirmemiş, aksine üzerine yeni insani değerler ekleyerek bugünkü vakur duruşuna ulaşmıştır.
