
Bir masal gibi yaşıyorum hayatı
İçinde küçük dünyalar olan
Bahşedilmiş bir lütuf gibi
Beklediğime değmiş de
Derinden bir oh çeker gibi
Kabul olmuş Dua gibi…2020 Aralık
Bazen hayatı gerçekten bir masal gibi yaşadığımı hissediyorum. Ama çocukken anlatılan masallardan değil bu, daha çok insanın içinden geçen sessizce büyüyen bir masal. Sanki görünmeyen bir el sayfalarını çeviriyor ve ben o hikâyenin içinde yürüyen bir yolcu gibiyim. Dışarıdan bakıldığında sıradan görünen günlerin içinde bile küçük küçük dünyalar saklı. Her karşılaşma, her bekleyiş, her kırılma bir şey anlatıyor. Hepsi gizemli bir kapı gibi. İnsan o kapıları fark etmeye başladığında hayatın aslında düz bir çizgi değil, iç içe geçmiş anlam halkaları olduğunu seziyor. Çözdükçe karmaşıklaşan halkalar…
İçimde bazen de tarif edemediğim bir duygu oluyor, sanki bana bahşedilmiş bir lütfun içinden geçiyorum. Bunun nedeni büyük olaylar değil. Aksine, küçük ve sessiz anlar. Bir düşünce, bir susuş, bir bekleyiş. İşte o bekleyişlerde insan kendi içine doğru yürümeye başlıyor. Bildiği doğrular, kurduğu kimlikler, hatta bazen gururla taşıdığı yaralar bile yavaş yavaş çözülüyor. Çünkü hakikate yaklaşmak, biraz da insanın kendi gürültüsünden uzaklaşması demek.
Derinlerde bir yerde şunu hissetmeye başladım, içimizde sandığımızdan çok daha büyük bir âlem var. Her insan kendi içinde küçük bir kâinat taşıyor. Bazen karanlık bir gece gibi, bazen de sabahın ilk ışığı gibi. İnsan bu iç âleme doğru yürüdükçe, ruhunun katmanları da birer birer görünür oluyor. İlk başta insan kendi arzularının ve korkularının içinde dolaşıyor. Ama zaman geçtikçe bir dinginlik doğuyor. İnsan kendisiyle kavga etmeyi bırakıp varlığın akışıyla barıştığında kalpte doğan huzur. İşte o noktada hayatın birçok şeyi başka türlü görünmeye başlıyor. Eskiden anlam veremediğim gecikmeler, kırılmalar ya da yön değiştirmeler, artık bana farklı bir dilde konuşuyor. Sanki görünmeyen bir öğretmen hayatın satır aralarından bana bir şeyler fısıldıyor. Tasavvuf büyükleri bu gizli rehberliği çoğu zaman Hızır metaforuyla anlatmışlar. Hızır yalnızca bir kişi değil, belki de insanın en karanlık anında karşısına çıkan bir işaret, bir söz, bir fark ediş… Bazen bir insanın dilinden dökülen tek cümle bile insanın içindeki yolu aydınlatabiliyor.
Benim için Hızır biraz da beklenmedik anda gelen anlayış demek. İnsan bazen uzun süre bir şeyin neden olduğunu anlayamıyor. Ama bir gün, sanki kalbin içinde bir perde aralanıyor. O zaman geçmişte yaşanan her şey anlamlı bir bütün hâline geliyor. İşte o an derinden bir nefes alıyorum. Sanki uzun zamandır içimde biriktirdiğim sorular sessizce çözülüyor. Bu nefes yalnızca rahatlama değil, biraz da teslimiyet.
Beklediğime değmiş gibi hissettiğim anlar oluyor. Ama bu bekleyiş dışarıdaki bir şeyin gelmesini beklemek değil aslında. Daha çok içimdeki bir kapının açılmasını beklemek gibi. İnsan bazen yıllarca bir duanın içinde yaşadığını fark etmiyor. Sonra bir gün, o duanın çoktan kabul edilmiş olduğunu hissediyor. Çünkü değişen şey dünya değil, insanın bakışı oluyor. Hayatın masal gibi görünmesinin nedeni tam olarak bu. Gerçekliğin içinde saklı olan o ince sır. İnsan her şeyi kontrol etmeye çalıştığında hayat ağırlaşıyor. Ama akışın içinde yürümeyi öğrendiğinde her şey daha anlamlı bir hâl alıyor. O zaman küçük olaylar bile büyük işaretler gibi görünmeye başlıyor.
Şimdi geriye dönüp baktığımda anlıyorum ki içimde taşıdığım o küçük dünyalar aslında bana gösterilen yolmuş. Her bekleyiş bir sabır, her sabır bir anlayış doğurmuş. Ve insanın kalbinde en çok yer eden şey, sonunda gelen o derin “oh” duygusu. Yeni bir ben ile yola revan olursun sonunda. Çünkü bazı anlar vardır insan hiçbir şey söylemez ama içinden sessizce şu cümle geçer:
Demek ki bütün bu yol, kabul olmuş bir duanın içinden geçiyormuş.
