Yazan: Esra SAYGINER
Bir İmtihan Meselesi
Emri Olur!
Yüzyıllar öncesinden günümüze aktarılan bir dramdır Vahşi’nin hayatı. Yemek bulursa yiyen, su bulursa içebilen; yatağı toprak, yastığı saman otu olan, sahibinin verdiği en ağır işleri yapan ve yaşadıklarına bırak itirazı söz hakkı dahi olmayan bir köleydi o. İçinde bulunduğu vahşi hayatın ona layık gördüğü isim de Vahşi’ydi.
Vahşi’nin tüm kâbus dolu bu hayatına, altın kâsede bir fırsat sunuldu. Kölelikten efendiliğe geçebilecek bir fırsat ve bolca vaad. Emri veren kendi efendisiydi ve eğer başarırsa efendisiyle aynı konuma yükselecek bir emirdi bu. Vahşi’nin, efendisi Mut, Bedir Savaşı’nda amcası Tuayme’yi öldüren Hamza’yı öldürmesi halinde onu hürriyetine kavuşturacağını vaat etmişti. Vaat bu kadarla da kalmamış, Ebû Süfyân’ın karısı Hind Binti Utbe de Bedir Savaşı’ında babasını, kardeşini ve amcasını öldüren Hamza’yı ortadan kaldıracak kişiye, bütün takılarıyla birlikte on altın vereceğini bildirmişti. İşte Vahşi’nin hayatının fırsatı önündeydi. Zırhını kuşandı, mızrak atışı çalışmalarına başladı ve Uhud Savaşı günü gelince sinsi planları doğrultusunda kendisine verilen emri yerine getirdi. Hz. Hamza, Peygamber Efendimizin canı ciğeri, bu dünyadaki en büyük dayanağıydı; Vahşi tarafından şehit edildi.
Vahşi kendisine vaad edilen özgürlüğüne kavuştu. Altınları, paraları tamamdı. Her şey yolunda gidiyordu. Ta ki Hz. Muhammed Mustafa’yı (sav.) tanıyana kadar. İslam’ı duydukça, tanıdıkça kölelere, mazlumlara, darda kalanlara, öksüzlere, yetimlere ve çocuklara ne kadar değer verildiğine şahit oldu. Vahşi’nin içine bir ateş düştü. Bedeni özgürleşmiş ama ruhu hapse girmişti. İçindeki buhrana ve İslamiyet’e girme arzusuna daha fazla karşı koyamadı. Nebiler nebisi peygamberimizin karşısına çıktı. Müslüman olmak istediğini söyledi ama içinde korkuları vardı. Yaptıkları affedilebilecek miydi? Bunun üzerine Hz. Peygamberimiz: “Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin; çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” âyetini okuyarak (ez-Zümer 39/53) Vahşi’nin bütün endişelerini giderdi ve Vahşi bizzat onun yanında İslâm’a girdi. Yalnız, güzel nebinin bir talebi vardı. Ona her baktıkça amcası aklına geliyor; ciğeri bir daha bir daha dağlanıyordu. Vahşi’ye şöyle dedi Hz. Resul: “Sana bakınca amcama yaptıkların aklıma geliyor, benim gözümün önlerinde bulunma olur mu?”
Vahşi dışarı çıktı. Hani artık efendi idi hani acıları bitecekti. Daha ağır bir imtihanın içine düşüverdi şimdi. Ne özgürlüğü ne de parası ona saadeti getirebildi. Halbuki Vahşi, Hz. Muhammed’deki ilmi derinliği, ahlakı, maneviyatı ve O’nun yanındaki huzuru tatmıştı. Şimdi O’ndan uzak kalmak nasıl mümkündü? Allah’ım bu nasıl da ağır bir imtihandı! Hem yanı başında olup hem de peygamberimizden uzak kalmak çok zordu. Vahşi bu ayrılığa dayanamadığında mescide gelirdi ve kapı arkasından dinlerdi peygamberimizi, uzaktan O’nu izlerdi ama yoluna çıkmamak için çaba sarf ederdi. Artık kendinden geçmiş, O’nu bir daha üzmemek için yaşar olmuştu.
İnsana ah çektiren o acı yüzyıllar sonra bir ezgi de can buldu. Bu acıyı en iyi, Peygamberimizi hiç görmeden seven ümmet anlardı. İşte o ümmetin dili olan Mustafa Cihat’ın yüreğinden, bu imtihanın ağırlığı ile dökülen sözler aynı duygu ile seslendirilen nağmeler… Her dinlediğimde içimde bir şeyler parçalanır…
Ola ki bir yerlerden bu ezgiyi duyarsanız, bu hikâyeyi bildikten sonra bir daha asla öylesine dinleyemeyeceksiniz!
Emri Olur
Geceye katran çal, acıya hüzzam
Ah edersem, tutmasın elim, tutulsun dilim
Ey kemankeş durma vur, nasılsa bu sine vurgun
Nuru düşsün düşlerin kor olsun, seni görmesin kör olsun.
Taş bassın yerime dedi gönlüne, gönlüne
Emri olur başım gözüm üstüne, üstüne
Üstüne aman aman üstüne
Bakmasın demiş bir daha yüzüme, yüzüme
Emri olur inansın bu sözüme, sözüme
Sözüme aman aman sözüme
Almasın demiş adımı diline, diline
Vay ben ölem atın toprak üstüme, üstüme
Üstüme aman aman üstüme
Söz & Müzik : Mustafa Cihat
Editör: Hüseyin BAY


