Okuryazarkitaplar
Image default
Şiir / Şair

Dönülmez Akşamın Ufkundayız – Yahya Kemal Beyatlı

Bazı şiirler, sonbahar gibi iner insanın üstüne; yapraklar dökülürken bile bir dinginlik bırakır geride. Yahya Kemal Beyatlı’nın “Dönülmez Akşamın Ufkundayız”ı, ya da asıl adıyla “Rindlerin Akşamı”, tam o hissi veriyor. İşte o derin dizeler:

Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç;
Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç!
Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile,
Avunmak istemeyiz öyle bir teselliyle.
Geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan
Ve arkasında güneş doğmayan büyük kapıdan
Geçince başlayacak bitmeyen sükûnlu gece.
Guruba karşı bu son bahçelerde keyfince
Ya şevk içinde harap ol ya aşk içinde gönül
Ya lale açmalıdır göğsümüzde yahut gül.
Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç.

Bu satırlar, hayatın son demlerini bir rind gözüyle karşılıyor. Akşam ufku, ölümün kapısı gibi; geri dönüş yok. Ama hüzün yok burada, bir kabulleniş var. Şair, ömrün son faslını nasıl geçerse geçsin razı; teselli aramıyor, reenkarnasyon hayaliyle avunmuyor. Tam tersine, o büyük kapıdan geçince başlayacak “bitmeyen sükûnlu gece”yi bekliyor. Son bahçede keyfince harap olmak, aşk içinde ya da şevk içinde… Göğüste lale ya da gül açsın istiyor.

Şiirin belirli bir kişisel hikâyesi, tek bir olayla bağdaştırılan bir anekdotu yok. Yahya Kemal’in rind kişiliği, İstanbul’u, musikiyi, geçmişi ve ölümü hep iç içe yaşaması bu dizelerin ruhunu oluşturuyor. Yaşlandıkça, dost meclislerinde, rakı sofralarında, günbatımlarında bu temalar sıklaşıyor. Münir Nurettin Selçuk’un bestesiyle şarkı olunca daha da yaygınlaşıyor; segâh makamında o dinginlik, rindin ölümü karşılayışını daha da derinleştiriyor. Şiir, şairin kendi akşamına, kendi vedasına bir bakış gibi duruyor.

Edebiyat açısından bu şiir, Yahya Kemal’in en güçlü yanlarını taşıyor. Aruzla yazılmış, beyit beyit akıyor; dil eski ama duygu çağdaş. Ölümü korku değil, sükûnet olarak resmetmek büyük cesaret. “Rind” figürü üzerinden tasavvufi bir kabullenişi modern bir melankoliyle birleştiriyor. Teselli reddi, reenkarnasyon hayalini bile küçümsemesi, şiiri felsefi derinliğe taşıyor. Okuyanı düşündürüyor: Hayatın sonu geldiğinde ne isteriz? Harap mı olmak, aşk mı, yoksa bir çiçek mi açsın içimizde? Bu sorularla zamansız kalıyor. Türk şiirinde ölüm temasını bu kadar zarif, bu kadar rindane işleyen az eser var.

Aslında şiir bize şunu fısıldıyor: Vakit geç, kapı simsiyah, güneş doğmayacak. Ama o son bahçede hâlâ keyif var, hâlâ aşk var, hâlâ bir lale ya da gül mümkün. Dönülmez akşamın ufkunda bile yaşamak, rind gibi güzel olabiliyor. Yahya Kemal, o ufku öyle dokunaklı anlatıyor ki, biz de oraya bakarken içimizde bir sükûnet hissediyoruz.

(Kelime sayısı: 382)

İlgili Haberler

Doğum Günüm

KÜBRA ÇAKAR

Orhan Veli Kanık

okuryazarkitaplar

Metin Altıok

okuryazarkitaplar

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...