Felsefe ile Şiirin İç İçe Geçişi
Aruoba Heidegger’in izinden gider. Şiiri insanın temel sözü sayar. Dil aracılığıyla dünya ve başkalarıyla bağ kurduğumuzu söyler. Denemelerinde bu bağı kurar. Felsefeyi kuru kuram olmaktan çıkarır. Şiir gibi yaşar. Okur cümleleri okurken kendi sesini duyar. Sanat burada felsefeyle dans eder. Edebiyatımız bu buluşmayla zenginleşir.
De Ki İşte’den Somut Örnekler
De Ki İşte kitabında üç bölüm açar: ölüm, yaşam, felsefe. “Felsefe yapmak, kişinin, gelmeyeceğini bildiği birisini beklemesine benzetilebilir.” (s.106) diye yazar. Yaşamı önceden yaşamaya çalışmanın boşluğunu gösterir. Başka bir yerde “Yaşamını önceden yaşamaya çalışacaksın hep – oysa olanaksızdır bu” der. Cümleler kesik kesik akar. Okur durur. Düşünür. Kitap varoluşu yaşanmış hale getirir. Felsefeyi kitaptan çıkarıp hayata koyar.
Benlik ve İle’de Kişisel Sorgulama
Benlik kitabında benliğin sınırlarını çizer. “Burası, birinin bulunduğu yer değildir, bulunduğunu belirttiği yerdir.” (s.17) cümlesiyle başlar. İle kitabında ise ilişkileri inceler. İnsanca özlemlerin dünyaya uymadığını söyler. Dünya bozuktur der. Bu denemeler edebiyatı felsefi bir aynaya çevirir. Okur kendi ilişkilerini yeniden okur. Sanat burada bireysel bir ritüel olur.
Türk Kültüründe Aruoba’nın Yeri
Aruoba Türk düşüncesine şiirsel bir felsefe getirir. Nietzsche ve Wittgenstein’ı Türkçe’de aphorizmayla buluşturur. Haiku formunu edebiyatımıza taşır. Hızlı çağda yavaş okumayı, derin düşünmeyi hatırlatır. Kültürel anlamı burada yatar. Felsefeyi halka indirir. Edebiyatı zenginleştirir. Genç yazarlar onun gibi kısa ve derin yazmayı dener. Mirası bugün hâlâ canlıdır. Her yeni okurda yeniden doğar.
Kaynaklar Oruç Aruoba, De Ki İşte, Metis Yayınları, 1990. Oruç Aruoba, Benlik, Metis Yayınları, 2005. Oruç Aruoba, İle, Metis Yayınları, 1998. Oruç Aruoba, Yürüme, Metis Yayınları, 1992.

