İyi geceler karanlığım.
İyi geceler bahçemde kuruyan meyve dallarım.
Tekir kedim… Pencereme her sabah konan kara kanatlım.
İyi geceler, birkaç karanfil dalındaki tek tomurcuğum.
Toprak dolu saksım, kapı önündeki kirli paspasım.
İyi geceler, gün ağardığında yaşadıklarım.
Uyuyorsunuz bugün yine…
… güneşin elvedasının ardından.
Sanki mecbursunuz gibi…
Gözlerinizi yumdunuz.
Peki beni neden unuttunuz?
Beni neden ardınızda bırakıp uyudunuz?
Şimdi ahmakça gökyüzünü aydınlatan Ay’a mı kızayım?
Yoksa beni yalnızlıkla baş başa bırakan ateş topuna mı?
Nedir sizin savaşınız?
Nedir bu birbirinizden kaçışınız?
Neden bu ceza bana?
Reva mı kalacak hep böyle, bu gariban canıma?
Hoş geldin paslı kızılca sokak lambam.
Hoş geldin karanlığın elli tonu.
Gölgem, sen de hoş geldin.
Hoş geldiniz; zihnimden doğan insanlar,
Karanlık duvarlar,
Işığı yanmayan odalar,
Sokakları inleten ayyaşlar.
Hoş geldiniz geceyi saran uğultular.

