Ertan Armağan
Kırmızı bir BMW, ana yolda diğer arabaları bir bir geçerek ilerliyordu. Hız göstergesindeki sayı yüz sekseni geçtiğinde Barış, tutunma kolunu sıkıca kavradı. Kalbi hızlı hızlı atarken ağzına bir sakız attı. Müziğin gürültüsüyle arabadaki üç arkadaşının sohbetini duymuyor, gözünü yoldan ayıramıyordu. Önlerindeki arabaların daha çabuk arkalarında kaldığını fark ettiğinde hız göstergesini kontrol etti. Sayı artık yüz doksandı. Otomobilin serinleten kliması onu rahatsız etmeye başladığında anladı soğuk soğuk terlediğini. Motor sesi artmaya devam ederken terli sırtını koltuğa iyice yasladı; tutunma kolunu daha sıkı tutuyor, diğer eliyle bacağını sıkıyordu. Hız göstergesine tekrar baktı; sayı yüzü, iki yüzü geçmişti. İçerideki sesleri hâlâ duymuyor, sakinleşmeye çalışıyordu. Yol kenarındaki ağaçlara odaklanmaya çalıştı. Barış’ın gördüğü her bir ağaç, bir öncekinden daha kısa sürede arkada kalmaya başlayınca kafasını geriye yasladı, gözlerini kapattı. Arka koltuktaki arkadaşının omzuna dokunmasıyla gözlerini açtı. Atakan “İyi misin Barış?” diye sordu. Barış “İyiyim.” diye cevap vermeye hazırlanırken Atakan, arabayı kullanan Uzay’a bağırdı: “Adam korkmuş, görmüyor musun? Yavaşla biraz!”
Barış’ın mühendis olarak çalıştığı fabrikanın sahibinin oğlu olan Uzay, otomobilin hızını düşürürken söyleniyordu. “Adam fişek gibi araba aldı, Linea’yı kullandığı gibi yavaş sürülmez bu BMW. Alışsın! “ Araç yavaşladıkça rahatlayan Barış, arkadaşlarına bu kez daha kararlı cevap verdi. “İyiyim.” Arkasına döndü. “Uzay haklı Atakan, hakkını vermem lazım bu arabanın. Alışmam gerekiyor sadece.” Bu cevap Uzay’ın hoşuna gitmişti, gaz pedalına tekrar yüklendi. “Sen istedikten sonra başarırsın, babam seni şimdiden baş mühendis yaptı. Hız korkunu da yenersin.” diye cesaret veriyordu arkadaşına. Atakan’ın yanında oturan Yiğit, Barış’a doğru gülerek “Sen çok gaza gelme, birazdan uçuşa geçer bu Uzay yine.” dedi.
Uzay’ın kendisini teşvik etmesi üzerine keyfi yerine gelen Barış, yeni bir hedef belirlemişti. “Bu arabayı Uzay gibi kullanmak…” Burslu okuduğu üniversiteden arkadaşları olan; Uzay, Atakan ve Yiğit, aile şirketlerinde çalışırken kendisi her şeyi tek başına başarmıştı. İşçi emeklisi babasının maaşı yetmediği için okurken özel dersler vermişti. Arabadaki arkadaşları ile bu sayede tanışan Barış, yükselmek için zengin çevre edinmenin gerekli olduğunu erken keşfetmişti. Özellikle, Uzay’la yakın bir dostluk kurduktan sonra üniversitede aileleri varlıklı olan, ücretli okuyan arkadaşlar edindi. Geçmişe takılı kalmadan ilerlemek için hırsla okudu, yüksek bir derece ile mezun oldu. Uzay, babasına Barış’tan hep övgüyle bahsetmişti. Bu sayede Uzay’ın babasına ait olan, ülkenin en büyük bakır kablo imalat firmasında çalışmaya başladı. Başarılı bir çalışma hayatı olan Barış, fabrikanın baş mühendisi olduktan sonra arabasını değiştirmişti. Üniversiten beri kendisine faydalı olacak olan insanlarla arkadaşlık ediyor, yokluk içinde geçen eski hayatındaki hiçbir arkadaşıyla görüşmüyordu. Zaman içinde ailesiyle daha az iletişime geçmeye başlamıştı. Annesi Barışı ısrarla arıyor, her seferinde “Babanı ara, abini ara.” diye oğluna sitem ediyordu.
Arkasına bakmadan ve hedefleri doğrultusunda hırsla çalışan Barış, sınıf atlamak için bir adım daha atmış, terfi ettikten sonra lüks bir otomobil almıştı. İşteki başarılarını ve yeni arabasını kutlamak için zengin arkadaşlarıyla şehir dışındaki lüks bir meyhaneye gidiyorlardı. Barışın arabayı yavaş kullanmasından sıkılan Uzay, yaptığı hız gösterisiyle Barış’ın hırslarını tekrar tetiklemişti. “Dur, ben kullanacağım!” Şoför koltuğuna geçen Barış, az önce korkan kendisi değilmiş gibi arabayı kullanmaya başladı. Uzay diğerlerine “Bu adam bir şeyi kafaya koyarsa yapar.” Uzay haklıydı, Barış kendisinde olmayan bir şeyi elde etmek için korkusuyla tekrar yüzleşmiş ve başarmıştı. Meyhaneye yaklaştıklarında Uzay’ın babası aradı. Yakınlardaki bir firmadan borç senedi almaları gerekiyordu. Uzay söylenmeye başladı “En fazla kırk beş dakika kaybederiz, Kaklık kasabasının orada adamın yeri. Malları alırken iyi, ödemeye gelince vadeli senet.” Rota değişikliği, Barış’ın hoşuna gitmemişti. “Navigasyonu kapat Uzay, yolu biliyorum. Orada doğdum ben.” dedi.
Geçmişini tamamen unutmaya çalışırken doğduğu kasabaya gelmişti. Arkadaşlarını fabrikaya bıraktı. “Kısa bir işim var. ” dedikten sonra çocukluğunun geçtiği sokağa ve evin önüne geldi. Etraftaki bazı evler yeniydi, kendi oturduğu apartman ise iyice yıpranmıştı. Önünde bir inşaat firmasının afişini gördü, yıkılıp yeni bir bina yapılacağını anladı. Sokağın başına doğru baktı, arkadaşları babalarının arabaları ile gezerken sadece izlerdi. Şimdi, kasabadaki en lüks araba ondaydı. “Başardım.” dedi içinden. Bir kez daha sokağa gelmeyeceğini biliyordu, evi son kez görmek istedi. Ayrıca akrabaları tarafından fark edilmek istemiyordu. Üçüncü kata geldiğinde anıları yavaş yavaş canlanmaya başladı. Abisi ile oynadığı oyunları hatırladı. Salona geldiğinde dökülmüş tavan sıvalarını görüp duraksadı. Tabandaki tahta döşemeler hâlâ gıcırdıyordu. Geçmişine karşı galip geldiğini düşündü. “Ne güzel bir evde oturuyorum artık.” Odadan çıkmak için arkasını döndüğünde amcasını gördü, şaşırmıştı. Ne söyleyeceğini bilemedi.
Amcası tiksinerek yeğenine bakıyordu. “Baban bu evi şu karşıda oturan Kaportacı Halil’e sattı. Sen çok küçüktün, ameliyat olman için para gerekliydi. Kendi evinde kiracı oldu. Bir sene yemeden içmeden kaçak olarak çalıştı Avusturya’da. Sen öyle iyileştin. Sana bunları bir kez bile söylemedi. Öyle gururludur baban. ‘Oğlan bizi beğenmiyor artık, utanıyor bizden’ diyor. Telefonları bile açmıyormuşsun. Sen yaşa diye fakirleşti annen, baban. Okulun biteli üç sene olmuş, bir kere bile gitmemişsin yanlarına. Aferin!”
Gözleri dolan Barış, salonun ortasına oturdu. Arabasına gitmek istemiyordu. Hayat kavgası içerisinde ihmal ettiği geçmişiyle yüzleşmişti. Neleri kaçırdığını amcasının sitemiyle anladı. Kendisi için hayatlarını feda eden anne babasını unutmuştu bunca zaman. Bütün o eski duvarlar, dökülen sıvalar ona neleri unuttuğunu hatırlatıyordu artık. Arkadaşlarına mesaj attı. “Gitmem gerekiyor.” Arabasına atladı, hızlı kullanıyordu. Bir yandan telefon açtı. “Anne, geliyorum.”
