Okuryazarkitaplar
EdebiyatManşetÖykü

Dudaktan Kalbe, Kalpten Dudaklara

Birsen ACAR

Küçük Aslı uzun bir günün ardından pijamalarını giymiş, yatağına uzanmıştı. Pencereden içeri giren ay ışığı odasını aydınlatıyordu. Her akşam olduğu gibi o akşam da annesi yanına oturarak kızının taranmış, kumral saçlarını okşarken küçüğe kıssadan hisse öğrensin diye okuduğu hikâye kitabını eline almış “Kiraz ile Çilek”te karar kılmıştı.

Bir yaz sabahıydı. Rüya annesiyle pazara giderken onun sıcacık sevgi dolu elini sıkıca tutmuş, adımlarını annesine uydurarak yanında hoplaya zıplaya yürüyordu. Gökyüzündeki maviliği denize, aradaki serpiştirilmiş beyaz bulutları ise pamuk şekerine benzetiyordu. Annesine “Bak bak!’’ diye işaret ederek onun da inanmasını bekliyordu. Adı gibi hayalperest bir çocuktu.

Pazara vardıklarında meraklı gözlerle rengârenk  tezgâhların  arasında  dolaşırken  ayrı  sepetlerin içinde yan yana duran parlak kirazlar ve kırmızı çilekler dikkatini çekmişti. Tam o sırada çok tuhaf bir şey oldu. Rüya, meyvelerin kendi aralarında  konuştuğunu duydu.

Kiraz gururla şöyle diyordu:

“Ben  uzun ağaçlarda  yetişirim. Kıpkırmızı, pasparlağım. İnsanlar  beni  dolgun  dudaklı  güzel hanımlara  benzetirler.  Gülümsemeyi,  sevgiyi,  aşkı  temsil  ediyorum. Güzellikleri, sevgi sözcüklerini en güzel ben anlatırım; mevsimim geldiğinde insanların tezgâhta ilk gördüğü meyvelerden biriyim.” diyordu.

Çilek masumca:

“Ben  toprağa    yakın,    bol  yaprakların  arasında  yetişirim. Küçük  kalp  formundayım. İnsanların hissettikleri  olumlu, olumsuz  tüm  duygularını  minik  çekirdeklerimle  temsili  olarak  üzerimde taşırım. Olumlu duygularla daha da güzelleşir verimli olurum; hassas, kırılgan biraz. ” diyordu.

Kiraz Çileği küçümseyerek:

“Kalp sever, evet ama bir kalp sevdiğini dudaklar olmadan nasıl ifade edebilir?” diye sordu.

Çilek de mütevazi bir şekilde:

“Haklısın kiraz kardeşim ama kalpte sevgi olmazsa dudak neyi söyleyeceğini bilemez?” diye cevap verdi.

Kiraz:

“Benim yapraklarım rüzgârda sevgililer gibi dans ederken, ince saplarım da her derde devadır.” diye sesini yükseltti.

Çilek:

“Çocuklar  beni  kokumdan  tanır,  büyükler  benden  tatlı  olarak  reçel  yapar.  İnsanlara  mutluluk veririm.” diyebildi.

O sırada pazara yakın kiraz bahçelerinde bir fırtına çıktı. Kiraz ağaçları bir sağa bir sola savrulurken dalının biri koptu, çilek sepetinin tam da yanına düştü. Kiraz ’Tüh işte tam da korktuğum şey!’’ dedi.

Fırtınada yapraklarının arasında çileğin kopup savrulma gibi bir korkusu yoktu. Düşen kirazın dalını yerde  görünce  onu  teselli  etmek  için  konuştu: ‘Ben de  en  çok  insanların  beni  görmeden  ezmesinden korkuyorum.’

Kiraz  fark etmişti ki  onu  ayakta  tutan şey yükseklerde  olmaktan çok,  kök  salabildiği  güzel dostlarıyla birlikte aynı toprağı, aynı ortamı paylaşarak yaşamak. Tezgâhta yan yana iki sepetin içinde olmak gibi.

Annesi  bu  mısraları  okurken  Aslı  çoktan  uyuyakalmıştı. Hikâyedeki  konuşmalar  küçük  Aslı’nın  zihninin bir köşesine kazılmıştı. Aradan uzun yıllar geçmiş, Aslı genç bir kadın olmuştu. Hayatında bazen hayal kırıklığı bazen de sürprizlerle karşılaşmıştı. Annesinin okuduğu “Kiraz ve Çilek” in hikâyesini unutmamış, ondan çıkardığı dersi hayat felsefesi hâline getirmişti.  Gerçek sevginin kalpten kaynayarak dudaklara dökülmesiyle oluşan dilin insanları güzelleştirip mutlu ettiğini biliyordu.

Aslı  ne  zaman  bir  pazardan  geçse  kirazlara  ve  çileklere  bakarak  gülümsüyordu.  Çocukken annesinden dinlediği hikâyeden hayatının en güzel sırrını öğretmişti.

‘Kalpte doğan sevgi kelimeleri dudaklardan döküldüğünde dünya güzelleşir. Tıpkı gül bahçesinde kokan güllerin çevresine saçtığı mis kokular gibi.’

İlgili Haberler

Fatıma’ya Yolculuk

okuryazarkitaplar

İyi Ki 3. Bölüm

KÜBRA ÇAKAR

“Erikçi” Kelimesinin Etimolojisi

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...