

Dedi ki Süleyman:
“Kevser melekleri seher vaktinin yıldızlarıdır ve Azrail’in koynunda yaşarlar.
Onun dostluğuna erenlere ne mutlu,
O ölüp de dirilenlere…
Onlardır geceler ve gündüzler boyunca,
Yıldızlara yoldaş olanlar.”
MEKTUPLAR
BELKIS’A…….
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Zihnin kızıl nehirleri,
Vahşi esen rüzgârlara tutununca,
Hoyratça savrulan dalgaların dönüştüğü girdaplar,
Seni okyanusa taşıyabilir mi?
Senin vaat ettiğin mutluluk,
Cılız bir ışığın doyumuna ulaşmak,
Ve de ardından,
Batan güneşin hasretine tutunmaktı yeniden.
Seni ilk gördüğümde,
Kilitli kapıların kasvetli karanlığına sarılmıştın.
Ve sen,
Bir avuç güneşe tapar buldun kendini.
Ey gönlümün esir melikesi,
Ezel ebedin, yer ile göğün, ölüm ile yaşamın,
Ve tüm ötekilerin buluştuğu
“An”da,
Bütün kilitler açılır ve nice dar kapılar aşılır.
Gel, dolunayın ardındaki vadilerden geçip,
Birbiri içinden doğan her manaya yemin ederek, sırrı kademleyelim.
Gecenin şahitliğinde, kendi yalnızlıklarımızı karanlığa bırakıp,
Korkunun keskin dişleri arasından sessizce süzülürken,
Esaretten cesarete doğalım.
Ey Melikem, Rahimiyet Ülkem,
Şafağın al diyarına doğru uzanan tahtında,
Zihnindeki melekeler Rahman’ın düşünü kurarken,
Sana gönderdiğim rüzgârları dinle.
Duyuş, rüzgârın diline açıldığında,
Duyduklarına inanabilmektir gerçek cesaret.
Bize can veren toprakta, kanlarımız birbirine karışsa,
Aklının kudreti ne kadarına dayanabilir?
Gözyaşlarını gözyaşlarıma kat,
Nefesini, nefesime.
Bu bedenlerin bize can veren kan pınarları birbirine aksın.
Umut dolu bir başlangıçtır arzum,
Gözlerinin yargıçlığına rağmen.
Gölgesiz bir selamdır bırakmak istediğim rüzgârlara ki,
Göğün kasırgası incitmesin,
Huzura bürünmüş şuurlu cemalleri .
Eğer sözlerim işlediyse yüreğine,
Söyle bana,
Bilincimin birliğinde dirilmeyi ister misin?
