Okuryazarkitaplar
EdebiyatManşetÖykü

Apartman 1. Bölüm

Muhittin ÇİFTÇİ

Döngünün Ritmi ve “Eski Ev”

Kırk dört yaş, insanın aynadaki çizgilerle barışıp barışmadığından emin olamadığı, gövdesinin hafifçe ağırlaştığını hissettiği o tekinsiz eşikti. Ahmet Kalem, koridordaki boy aynasının önünde durdu, ceketinin düğmelerini iliklerken aynadaki yansımasına baktı. Orta boylu, hafif toplu, şakaklarına kır düşmüş düşünceli bakışlarıyla şehirde fark edilmeden var olmayı bilen bir adamdı. Bekârdı. Annesiyle yaşıyordu. Dışarıdan bakıldığında sıradan bir hayatı vardı; ama Ahmet’in içi, kalabalık bir şehir kadar gürültülüydü.

O, Türkmenistan’daki Türkistan Budun Üniversitesi’nde İletişim, Eğitim ve Beşerî Bilimler fakültelerinde ders anlatan o öğretim üyesinin ta kendisiydi. Aynı zamanda yazar, şair, çizer, sinema eleştirmeni ve yerel bir dijital gazetenin sahibiydi. İletişim kuramlarından ve beşerî bilimlerin derin labirentlerinden bahsederken sesindeki o kararlı ton, evin eşiğinden içeri girdiğinde yerini annesinin dizinin dibindeki o sessiz, hayırlı evlat sükûnetine bırakırdı. “Ahmet, oğlum, atkını unutma. Sabah ayazı çarpar sinüzitini,” dedi içeriden gelen ses. Annesi, seksenbeş’ini devirmiş o çınar, mutfaktan elinde bir bardak sıcak ıhlamurla çıktı. “Aldım anne, merak etme,” dedi Ahmet, gülümseyerek.

Bu evde geçen beş yıl, her sabah bu diyalogla başlardı. Tepe Sitesi’nin o şatafatlı, yedi bloklu, dört yüz yetmiş daireli devasa siluetine taşınma fikri henüz zihninin uzak bir köşesinde bile yokken, şehrin ne merkezinde ne de kenarında yer alan, arada kalmış bir boşluk gibi duran bu eski ve dar apartman dairesi onların sığınağıydı. Ev, Ahmet’in entelektüel oburluğunun kurbanı olmuş bir kütüphaneyi andırıyordu. Salonun duvarları boydan boya kitaplarla kaplıydı; sinema tarihi yıllıkları, edebiyat dergileri, kuram kitapları ve Ahmet’in kendi yazdığı şiir kitaplarının ilk baskıları üst üste yığılmıştı. Masanın üzerinde ise henüz mürekkebi kurumamış çini mürekkebiyle yapılmış çizimler duruyordu. Ahmet bir şairdi, bir yazardı, bir çizerdi ama en çok da bu evde, dört kız kardeşin tek erkek kardeşi ve iki güzel çocuğun dayısıydı.

Kapıdan çıkarken zihninde o bitmek bilmeyen ulaşım senfonisinin ilk notaları çalmaya başladı: Otobüs, metro ve minibüs döngüsü. Şehir değişirdi ama içindeki düşünceler değişmezdi. İlk durak otobüstü. Ahmet için otobüs, canlı bir insan laboratuvarıydı. Cebinden çıkardığı küçük not defterine o günkü internet gazetesinin manşetini karaladı: “Şehrin Gri Yüzü: Betonlar Arasında Sıkışan Kültür.” Metro istasyonuna vardığında, merdivenlerden aşağı akan insan seline karıştı. İnsanların yüzlerindeki o donuk, yorgun ifadeleri birer sinema karesi gibi vizöründen geçirirdi. Gece yazacağı film eleştirisinin başlığı tünelde hızlanırken belirdi: “Karanlık Tünellerde Işık Arayan Kadrajlar.” Son aktarma olan minibüse bindiğinde ise artık üniversite kampüsünün kokusunu almaya başlardı. Daracık atmosferde omuz omuza yolculuk ederken, aslında ne kadar geniş bir dünyaya sahip olduğunu düşünürdü. Ama her pazar, bu yorucu döngü bıçak gibi kesilir, eski apartman dairesi adeta bir şenlik yerine dönerdi. Dört kız kardeşi, eşleri ve en önemlisi o bir erkek, bir kız yeğeni evi doldururdu. “Dayı! Bana ne getirdin?” diye bağıran yeğeninin sesi yankılandığında Ahmet’in tüm yorgunluğu silinirdi. Ahmet o anlarda, bekâr bir adamın yalnızlığını değil, koca bir çınarın gölgesinde toplanmış bir ailenin güvenini hissederdi. Yine de pazar akşamı herkes dağılıp ev yalnızlığına büründüğünde, lambanın sarı ışığında eski apartmanın pencerelerinden sızan sokak lambasına bakardı. Duvarlar sanki her geçen gün biraz daha üzerine geliyordu. Duvarlardan kaçabilmek için salona çıktı, koltuklara oturdu, içi sıkılmıştı. O an okulda ders salonlarında, anfilerde  olmayı umdu fakat  Tepe’ye gitmeyi istemiyor olmak hissine de kapılmak istemiyordu. Devamı gelececek…

İlgili Haberler

Açgözlü Kardeşler

okuryazarkitaplar

Gizemli Kadın 1

KÜBRA ÇAKAR

Tanrıya Giden Trenler

okuryazarkitaplar

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...