Okuryazarkitaplar
EdebiyatManşetÖykü

Hayat Çizgisi

Sencan ÇITAK

Hayat çizgisi derken romenlerin avuç içi fal bakmalarından öte doğum ile başlayan ölüm ile bittiğini sandığımızdan daha fazlasıydı. Yoğun bakım odasında makinaların düz bir çizgiyi göstermesiyle sonsuzluğa kadar giden o çizgi bir insanın hayatında ne kadar etkili olabilirdi? Emine Hanımda ilk çocuğunu doğum sırasında oluşan bir komplikasyona bağlı boğulma sonucu kaybetmişti. Dokuz aylık hamileliğinin ardından kucağı boş kalmış, aldığı bebek elbiseleri, yatağı, minik oyuncakları sahipsiz kalmıştı. Yaşamış olduğu ağır depresyonun ardından tam altı yıl geçmiş. İkinci hamileliğini kadın doğum uzmanının kontrolünde korkularını azaltmaya çalışarak geçiriyordu. Kızı Ceylan’ı dünyaya getirirken de aynı tehlikenin kıyısından dönmüştü.

Hastahane doktorlarının hızlı davranmasıyla bebeği kurtulmuş, gayet sağlıklı dünyaya gözlerini açmıştı.
Yine de bebeğinin tırnaklarının morluğu üç gün geçmemişti. Annesi yavrusunu kucağına aldığında
tüm acılarını unutmuş olsa da uzun yıllar çektiği evlat hasretini dünya sevincine katarak Ceylan
gözlüsünü gözünden sakınarak büyütmeye başlamıştı. Kızlarından başka da çocukları olmamıştı. Kendi annesinden öğrendiği bebek bakımının yanında bir sürü kitaplarda okumuş, kendi tecrübeleriyle kızını cam fanuslarda büyütmüştü. Emine ve eşi İbrahim Türkiye’nin dört bir tarafını gezmekten zevk alan insanlardı. Kültür gezilerinden büyük keyif alan bir çiftti. Ceylan da ailesinin yanında küçüklüğünden itibaren bir çok yerleri gezmişti. Nevşehir’in Derinkuyu Yeraltı şehirlerinden tutun, Türkiye’nin en büyük Çal ve Gilendire(Aynalı) mağaralarına kadar gezip görmüştü.

Derinkuyu; yerin içine doğru tersine büyüyen bir şehir görünümündeydi. Girişi tek bir yerden başlayan taşın içine oyulmuş dar geçitleriyle aşağıya doğru inilen sekiz katlı bir yapıydı. Her katın fonksiyonları ayrı ayrıydı. Katlar bazen geniş odalara açılıyor, bazen de dar tünellere bağlanıyordu. Katlar aynı büyüklükte değildi. Aşağı ya doğru inildikçe büyüyen düzensiz bir apartman görümündeydi. Bazı bölümler birbirine çapraz bağlı, düz inişi olmayan labirente benzer yapısı vardı .Ceylan antik şehri sorunsuz bir şekilde gezerken bir zamanlar buralarda insanların nasıl yaşadığına hayret ediyordu. Çal ve Gilendire mağaralarına gittiklerinde şunu fark etti: Biri yemyeşil vadinin içinde, diğeri ise denize açılan bir sır gibiydi…

Çal Mağarası; konuklarını daha dışarıdayken sürekli akan ince şelalesiyle karşılıyordu. Ceylan ailesiyle birlikte içeriye adımını attığında mağaranın serinliğini hissetmişti. Ahşap yürüyüş yolunda ilerlerken altından dere gibi su akıyor karanlık göle dönüşüyordu. Tavandan sarkan sarkıtlar renkli spot ışıklar altında damla damla su bırakıyordu. İlerledikçe mağara daralıyor tavan alçalıyor duvarlar insanlara doğru yaklaşıyordu. O ailesinin yanında gayet mutlu geziyordu. Gilendire (Aynalı) Mağarasına gittiklerinde ise Akdeniz’in kıyısında sessiz derin kayalıkların arasında deniz seviyesinin altına inilen bir mağara olduğunu gördü. İçeri girdiğinde mağaranın sıcaklığının arttığını, nem oranının fazlalaştığını, tuz kokusunu ise ciğerlerinde hissetmişti. Yolu
aşağıya doğru uzun oldukça sık merdivenli bu mağara bir sanat galerisini andırıyordu. Ceylan
merdivenlerden inerken hayran hayran sarkıtlara, sütunlara, dikitlere bakıyor, mağaranın sonunda ise büyük bir tatlı su göletine varmışlardı. Tavandan sarkan oluşumlar suya dokunuyormuş gibi duruyor yansıması bir aynayı andırıyordu. Ceylan başını kaldırıp yukarı baktığında mağaranın devasa karanlık kubbesini, aşağıya baktığında ise suda yansımasını görüyordu. İkisinin arasında korkmuyordu.

Ceylan tatillerin içinde en çok kış sporlarından hoşlanıyordu. Türk sinemalarında gördüğü Uludağ’ı çok merak etmişti. Annesi Emine Hanım her ne kadar kış sporlarından hoşlanmıyor olsa da kızının isteğini red edememiş, ailece yılbaşını orada geçirme planları yapmışlardı. Uludağ’a ulaştıklarında Emine’nin yüreği ağzındaydı. Yükseklik korkusu olasına rağmen teleferiğe binerken bildiği tüm duaları okumuştu. Harika geçen iki günün ardından üçüncü gününde de sabah kahvaltıdan sonra tekrar kayak yapamaya çıkmışlardı. Ceylan kayarken talihsiz bir kaza geçirmiş, onu Bursa Devlet hastahanesine kaldırmışlardı. Doktorların yapmış olduğu bazı muayeneler sonucunda kesin karara varabilmek için bir MR çekinilmesi istenmişti.
İlk kez MR cihazına girecek olan Ceylan tuhaf bir tedirginlik hissetmiş, MR odasına geçtiğinde benliğini bir korku sarmıştı. Radyoloji teknisyeni ve hemşire tarafından bilgilendirildikten sonra üzerindeki metal eşyalarının da çıkarılmasını istemişlerdi ardından gerekli tüm güvenlik önlemleri alınınca da sedye benzeri yere uzanmasını sağlamışlardı. Sırt üzeri yattığı yer cihazın içine doğru çekildikçe, Ceylan’ın kalbi daha da hızlı atmaya başlamıştı. Dar ve kapalı bir alanda uzun süre hareketsiz kalacak olması nefesini kesmişti. Eline verilen panik butonuna basarak geri çıkarılmasını istedi. Hemşirenin kapalı alan korkusunun (klostrofobi) olup olmadığını sorduğunda “bilmiyorum ilk defa yaşıyorum” diye cevap vermişti. Sağlık durumu ciddiydi acılar içindeydi MR çekilmesi zorunluydu. Doktorların onayıyla narkozdan önce verilen ağız yoluyla sakinleştirici almasına karar verildi. Şurubu içen Ceylan, on beş dakika sonra uyutularak MR çekimi yapıldı. Cihazdan çıkarılan Ceylan’ın gözlerinden akan yaşları kulaklarına doğru süzülmüştü. Uyku esnasında hiç görmediği abisi zannettiği bir çocukla oyunlar oynadığını kendine geldiğinde fark etmişti. Uyandığında annesiyle rüyasını paylaşmış, sohbetleri duygusal konuşmadan öteye gidememişti. Tuhaf olan çocukluğunda saklambaç, oynarken dar yerlere saklanabiliyor, karşı binada oturan annesinin samimi olduğu komşusuna börek götürürken asansöre binebiliyordu. Ne olmuştu da MR cihazında bu korkuya kapılmıştı? Kafasına takılmıştı.

Psikoloğu ile yaptığı terapide annesinin farkında olmadan bilinçaltına işlediği doğum hikayelerini
kızının üzerinde nasıl bir baskı oluşturduğunu bilememişti. Ceylan her ne kadar yukarıda saydığımız bir çok kapalı alana girmiş olsa da kendi sağlığı söz konusu olduğunda girdiği kapalı alanın onun korkusunu tetiklemesi sonucunda ortaya çıktığını öğrenmişti. Eğer profesyonel bir yardım almasaydı kim bilir belki kendi çocuklarına aktarım yapacaktı.

İlgili Haberler

Rosalinda – 1 (Yazı Dizisi)

okuryazarkitaplar

Semaver – Sait Faik Abasıyanık

okuryazarkitaplar

Türkiye’de 15 Yaş Altına Sosyal Medya Yasağı

KÜBRA ÇAKAR

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...