
Kapalıçarşı, İstanbul’un atardamarı; genç kızların hayalini süsleyen kaçanın, göçenin, ev kuranın, zengini fakiri herkesin ama herkesin uğrak durağı. Yüksek kubbeleri sessizce göğe doğru uzarken duvarlardaki solgun desenler yüzyılların nefesini taşıyor.
Vitrinlerde altınlar, rengârenk şekerler, oyuncaklar insanları selamlıyor. Küçücük dükkân önlerinde sattıkları kıyafetlere bürünmüş işçilerin “Gel, gel abla al. Al beni!” diye haykıran sesleri diğer uğultulu seslere karışırken, “Gel, gel, gel abla gel, çeyizlik nevresimler, yatak örtüleri, her genç kızın rüyası bunlar, gel!” diğer taraftan başka esnaf “Gelin kınaları! Kaftanlar, kırmızı sepetler ve her türlü dilekler bizim dükkândan geçer. Çıkın çıkın gelin lütfen!” Eminönü kucak açmış bekliyor Süheyla ile Mete’yi. Bugün büyük gün… Yanlış anlaşılmasın, gidilecek yer öyle böyle sıradan bir yer değil. Velhasıl evin önü hiç değil; Eminönü cancığımız! Eminönü! Güvercinlerin ve insanların beslendikleri yerdir Eminönü!
Kayınvalide Beyhan Hanım Milli Piyango’dan çıkar gibi ansızın beliriverdi kapının önünde. Süheyla aracının içinde Mete’yi beklerken bir de ne görsün kaynanası Beyhan Hanım değil miydi iki dirhem bir çekirdek salına salına gelen? Sarındığı kürkü ile iniyordu dış merdivenlerden? Mete Süheyla’ya emrivaki yapmış olmanın huzursuzluğuyla mumyalanmışçasına yürüyordu annesinin yanında. Ah! Yanılıp bir mızmızlansa patlağı yiyecekti anasından ardına. Her şey için çok geçti. Ana ve oğul gelinle selamlaşıp oturdular arabaya. Gelin Hanım dikiz aynasından kayınvalidesine baktıkça ayağı bir başka basıyordu gaz pedalına. Hafta arasını bu yüzden tercih etmişlerdi. Trafik su olmuş akıyordu maşallah(!) Beyhan Hanım sessizce dualar okuyor, geline ve oğluna okuduklarını üfürüyor ve hızlıca tükürüklerini füze şeklinde savuruyordu ön koltuğa. Dudak kıpırtılarıyla bitirdiği duaların ardından tesbihi sıkıştırıp sokuverdi cebinin derinlerine. Günlük dini ritüellerini tamamlamış olmanın rahatlığıyla arkaya yaslandı ve yolda telaşla koşturan insanları seyre daldı. Süheyla hiç fren yapmadan aracı otoparka bırakmıştı ves’selam(!)
-Biz avcılığa karşıyız, yazar efendi Yanık Ömer. Size bu şekilde hitap etmeyi uygun buluyorum. Yediğiniz kavanoz kavanoz turşulardan sonra evde sürahiyle yapışık dolaşıyorsunuz. Her neyse canım konumuza dönecek olursak tutmuş Beyhan Hanıma kürk giydirmişsin. Kürk de neyin nesi? Üzerine giydirecek pardösü, olmadı keten, pamuklu veya gabardin başka bir şey bulamadınız mı?
-Bu öyküde Beyhan Hanım aykırı bir tip, üstündeki kıyafet de ona özel tasarım. Kediye, köpeğe, oturana, kaçana mama vermişliği, oturup sevmişliği yoktur. Empatisiz biridir anlayacağınız. Sahi sen de kimsin? Yazdıklarımı eleştirme hakkını nereden buluyorsun.? Bir de kalkmış bana isim takıyorsun.
-Yabancı değil cancağızım. Senin kaleminden çıkmış biriyim Sayın Yanık Ömer. Ben Kapalıçarşı’nın sesiyim, bugün siz misafirimsiniz. Size ev sahipliği yapacağım öyle düşünün. Anlaşılan sizi gezdirmeye kuyumcudan başlatacağım. Beyhan Hanım öyle istiyor.
-Seni konuşmaya programlamamıştım oysaki. Bir yerlerde hata yapmış olmalıyım. Hay Allah!
Beyhan Hanım arkadan oğluna baktı: “Babo heyrandır, ana gurbandır! Boyuna posuna, kara saçına, kara gözüne, iki kaşın arasına, senin o büllüğüne kurban a oğul! İyi ki de doğurmuş bu ana seni!” Derken göğsünde madalya gibi taşıdığı gururla oğlu ve gelini önde, o arkada yürüyorlardı Kapalıçarşı’nın sokaklarında. Beyhan Hanım’ın çenesinde taşıdığı onu nazarlardan ve kötü ruhlardan koruduğuna inandığı nokta şeklindeki dövmeleri konuştukça oynuyor, bir açılıp bir kapanıyor sonra küçülüp tekrar daralıyordu. Aldırmanın günah olduğuna inandığı kaş ve bıyıkları yüzünün erkeksiliğini iyice arttırıyor, vücudundaki östrojen hormonlarını kökünden silip atıyordu.
Kuyumcudan içeriye girdi gelin ve damat. Beyhan Hanım atıldı; “Heyırlı günler kuyumcu bey oğlum! Sana gelinimi getirmişem, vitrindeki en büyük taşlardan, hani şu dana gözü gibi olan var ya. Hah! Yaşa ondan, çıkar hele.”
Kuyumcu ardını döndüğünde Süheyla, nişanlısına korka korka yandan göz atıverdi. “Acaba başka model seçme şansı yok muydu?” Kaynana Beyhan Hanım atıldı: “Böylesi büyük taşların, yanından hangi nazar gelip geçer sorarım? Dosta, düşmana böylesi takı gerekli… E bizim de aşiretten aşağı kalır yanımız yok hani. Böylesi yakışır bize de değil mi he kurban?”
Vitrinlerdeki, altınlar projektör yemiş oyuncu gibi parlıyor. Kuyumcu ellerini ovuşturuyor: “Belli ki düğün dernek var.” Kaynana omuz silkiyor: “Var tabii! Hem de öyle sıradan değil. Bizim gelin prenses olacak.” derken Mete de: “Ben de finansal olarak sürgün yemiş olacağım.” diyerek içinden geçirdi ve evden çıkarken anasına bir bütçe belirlemediğine çok pişman oldu. Kuyumcu ışıl ışıl parlayan gözlerle bilezikleri tezgâha dizdi; “Şu model çok tutuyor.” dedi. Sanki gelin Beyhan Hanım’dı, muhatap alınan Beyhan Hanım hemen atıldı:
“A! İnce bu bilezikler, nazar değer oğluma.”
“Abla, yirmi iki ayar bu bilezikler.”
“Ayarı değil kalınlığı önemli,”
Gelin kısık sesle: “Beyhan Anne kolum daha ağırını taşımaz.”
“Kızım evlilik fedakârlık ister.”
Süheyla’nın içinden bir şeyler yitti gitti. Baskın karakter olan kaynanasıyla nasıl baş edeceğini bilemedi. Özünde iyi kadın olabilirdi ama her şeyin içinde, etrafında, yanında ve yöresindeydi. “Bir salmadı bizi.” diye geçirdi içinden Süheyla. Nişanlısının gözlerine baktı orada kendisine açık bir kapı aradı, oturup derdini anlatacağı ama bulamadı.
-Sayın Yanık Ömer Efendi! Niçin araya girmiyorsunuz da sürekli polemik yaratıp yazıyorsunuz, ya da yazıp yazıp polemik yaratıyorsunuz? Yardım etsenize şu zavallı damada, kurtarsanıza şu gelini, kaynananın elinden dilinden. Bana bile fenalık geldi gerçekten.
-Anlaşıldı, kıyamadınız damada siz hep böyle misiniz gerçekten?
-Maalesef ben böyle biriyim. Bugünkü faturaları da Beyhan Hanım değil, oğlu Mete Bey ödeyecek. Sonra boğazlarından kısmak zorunda kalacaklar. Bakmayın siz kaynananın desteksiz atıp tutmalarına.
-Siz Eminönü Efendi! Bana iki taraftan bakmayı da öğrettiniz, teşekkür ederim. Aksi halde sizinle çok çatışırdık. Mademki anlaştık, o zaman hemen olaya el koyuyorum. Sizi daha fazla üzmeyeyim.
Kuyumcu araya girdi; “Damat Efendi isterseniz düğün seti yapalım, hepsi bir arada çıksın. Kolye, küpe, bilezik… Paket indirimi de uygularız, ne dersiniz?”
Kaynana Beyhan Hanım hemen atıldı: “Alooş! Alooş! Paket yap, amma ağır olsun, bunların hepsini kiralayacağız a kurban.”


1 Yorum
Gülçin Granit her zaman kalemiyle fark yaratan farklı üslubu mizah dolu cümleleriyle düşündürürken güldüren yazıları için tebrik ediyorum🙏🏻💖👏🏻👏🏻👏🏻👏🏻👏🏻
Nurdan Günay