Yazar Süheyla Bağca Polat
“Ben buradayım, bana gel, ben de kal!” diyen içimdeki bir sesin adıdır aşk. Aşk kalbime girdiğinde nabzım yükselir, yüzümde güller açar, gözlerim parlar, hayat bana yeniden şarkılar söyler, kalbimin ritmi değişir ve görmediklerimi görmeye başlarım.
Birçok şeyde aradım aşkı, hepsi de mecazi aşklardı. Dağda, kırda bayırda, gülde, bülbülde, börtü böcekte, insanda… Kime verdiysem aşkımı, senin gibi içime hiç kimse dokunmadı.
Ey gerçek sevgili! Aşkındaki sır perdesi senin gizemindendi. Aşk görülmez, duyulmazdı deseler de iliklerime kadar hissettim bu aşkı. Bir gizem beni daha çok içine çekti ve gitgide aşkın girdabında yok etti.
Mecazi aşkın, gerçek aşk olmadığını yaşayarak gördüm ama gerçek aşka, ulaşmak için mecazi aşktan geçen de bir yol vardı.
Bir yeryüzündeydim, bir de bakmışım göklerde. Bu aşk nasıl da savurdu beni, hem yerlere hem göklere. Aşkın kör ettiği gözlerim açıldı, hayallerimin yerini acı gerçekler aldı; ağzımdan dökülen cümleler, zihnimden geçen düşünceler farklı olmaya başladı. Yılanın sadece zehir saçmadığını, o parlak derisiyle zehrinin kıymetli olduğunu anladım.
İş intikama gelince, aşkı aradığım kalplerde bulamayınca yerini intikam alıyordu. Elde edemediklerimi en gizli silahım olan yokluğumla vuruyordum. O kişinin acı çekmesini, sürünmesini istiyordum, mecazi aşk hep böyle yanıltıcı olandı.
Aşk nefrete dönünce içimde uçuşan kelebeklerin yerini zehirli yılanlar aldı. Aşkımı kaybettiğim zaman, içimdeki intikam duygusu kıvranıyor, sürünüp uzuyor, dilini dışarı çıkarıp tıslıyordu, aynı bir yılan gibi. Hasmıma doğru hamleler yapıyor, sinsi sinsi her deliğe girip çıkıyor, zaman kolluyor, her sese kulak veriyor, yapacağı her hamleyi en ince ayrıntısına kadar planlıyordu. O sahte sevgilinin artık kurtuluşu olmazdı, bu zehri tadacaktı.
Zehir, insana zerk edildiğinde; onun kavrulduğunu, canının yanıp içinin daraldığını görünce benim de içimdeki ateş sönecekti. İntikam ateşi sönünce de gerçek aşk böylece başlayacaktı. İçimden bazen çıngılar çıkar, rüzgâr külleri, bir o yana bir bu yana savururdu. İçimdeki boşluğu hiçbir şey dolduramazdı. Oraya koyacak bir şeyler bulamazdım çünkü ben gerçek aşkı arayıp bulan olmuştum.
Kalbim boşalınca gönlüm de kırılıyor, hayat manasını yitiriyor ve dünya yavaş yavaş gözümde küçülüp yok oluyordu. Dünya ile kopan bağlarım dalından sert zemine düşerken etrafa saçılan birer nar tanesine dönüşüyordum. Benim de kabuğum yavaş yavaş kırılmaya başlıyor ve dünyanın künhüne varmaya başlıyordum.
Manevi âleme daldıkça gönül huzurum arttı, berzahın kapıları açıldı ve güzellikler görünür kılındı ve zaman mefhumu böylece ortadan kayboldu. Gökyüzünden, gönül aynama yayılan o nuru hissediyorum artık. İçim ürperiyor ve yenileniyordum. Çünkü beni çağıran sesin sahibini sonunda bulmuştum ve vuslat musalla taşında başlıyordu.
Editör: Nuray Balcı
