Okuryazarkitaplar
EdebiyatManşetÖykü

Bir Anda

 

Ümmügülsüm Hasyıldırım
Ümmügülsüm HASYILDIRIM

Sevgi dolu kalbi huzur dolu olurdu her zaman. Vicdan terazisi hep olayları denk tartıyordu. İşini severek yapan, adalet sahibi, düzgün bir iş adamıydı. Yüzünden tebessüm hiç eksik olmaz, görenin de yüzünde tebessüm oluşurdu. Hayatın hep pozitif yönünü görmüş, merhamet duygusu fıtratına yerleşmişti.

O gün yine bankaya uğramış, rutin ödeme yaptığı hayır kurumlarına gitmek için arabasına gidiyordu. Yol kenarında iki büklüm feryat eden kadına kimse dönüp de bakmıyordu bile. Söylenerek hemen yanına koşup kadını kaldırmak istedi.

Birden ne olduğunu anlamadı. Kadın feryat etmeye, çığlıklar atmaya başladı. Adam sakinleştirmek istedikçe kadın hakaret üstüne hakaret yağdırıyordu. Kriz zannetti. Ambulansı aramaya çalıştı. Fakat etrafı saran insanlar, siren sesleri, uğultular, “zavallı kadın, hain adam” gibi sözler havada uçuştu. Kadın kurtarın beni, ne olur kurtarın bu adamın elinden diye bağırıyordu.

Sadece yardım etmekti maksadı. Yaşlı, çaresiz, zavallı bir kadını öylece bırakıp gidememişti. Oysa şimdi… Ne geldiyse başına hep merhametinden gelmişti. Son pişmanlığın fayda vermediği o kör noktada “İnsanlık ne zaman öldü?” sorusunu bile soramadı.

Ne olduğunu anlamadan bileklerine takılan kelepçelere kocaman gözlerle bakarken yerdeki az önce ağrıdan kıvranıp yardım isteyen kadının el çabukluğu ile adamın cüzdanını ve çantasını alıp “Sizi ben aradım. İşte bu adam. Kocamı öldürdü, beni de taciz etti. Yetişmeseniz belki beni de öldürecekti. Organ mafyası mıdır nedir. Kurtarın ne olur, hayatım tehlikede.” diye gözyaşlarına boğulmuş zavallı, mağdur bir kadın oluvermişti.

Bozuk bir saatin tik takları gibiydi kalbi. Ritmi bozulmuş, yönü şaşmıştı. Söylenen her söz, yüreğine saplanmış ok gibi yaralıyordu onu. Saniyeler içinde dünyası alt üst olmuş, başı dönmeye, gözü kararmaya başlamıştı. Merhametinin omzuna yüklediği yükü, yorgun bacakları taşımıyordu.

Göğüs kafesine sanki bir yılan çöreklenip oturmuş gibi hissediyordu. Saçlarının her bir teli cereyana tutulmuş gibi dimdik, yanakları alev alevdi. Titreyen dudakları kelimelere geçit vermiyordu. Kulaklar sağır, gözler kördü sanki. Derdini anlatamamanın verdiği ıstırap yakıp kavuruyordu. Nerdeyse onu dinleme gereği bile duymadan linç edeceklerdi.

Örnek, saygın bir hayatın başrol oyuncusu cefakâr bir adam olan ve hayatı bir anda kâbusa dönen bu zavallı adam; günlerdir takip ettikleri ve bankadan parasını çektikten sonra yardıma muhtaç zavallı bir kadın gibi davranarak pusu kurdukları iş adamı Faruk Çam’dan başkası değildi.

İlgili Haberler

Stendhal – Kırmızı ve Siyah

okuryazarkitaplar

Tarihin Kalbi Osmangazi’de Atıyor: ‘Fetih Coşkusu Başladı’

okuryazarkitaplar

Ece Ayhan: Sivil Şiirin Asi Sesi

okuryazarkitaplar

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...