Okuryazarkitaplar
EdebiyatKöşe & YazıManşet

Bu Gidiş Nereye?

Duygu Tanıdı


Bir gün dünya üzerinde bunları yaşadım. Zaman yoktu aslında… Sadece bizler için Yaradan’ın sunduğu bir yanılsamaydı… “Ruhum, öze yakın bu hali idrak ettiğinde” demek daha doğru sanırım. Hayat gailesi içinde bir o yana bir bu yana savrulurken ruhumu giysi dolabına kaldırdığımı biliyordum. Bu dünya telaşı sebebiyle, bile bile bu olumsuzluğu yapıyordum. Çünkü dünya telaşı da bir yaratılmıştı ve gerekliydi. Beni de bu ıssız acun uğraştırır, yorar, değiştirir, bozar ve bana yük yüklerdi. Velhasıl kelam; dünya işini yapmalıydım, değil mi dost? Dünyadayken dünyadan soyunmak eylemi, bize lazım olan değil miydi? Ve neden koruyamıyordum ruhumun sakin ırmak halini? İçimde taşıdığım, hepimizin içimizde taşıdığımız korku, evham, kırgınlık, öfke, hırs gibi haller en ufacık bir dış müdahaleyle açığa çıkmıyor muydu? Bir iyi bir kötü olup halden hale hâlleniyoruz değil mi dost? Ah müstakim olmak! Ve vah gaflet perdesi bin katmanla örülü! Ah kulluk bilincini içselleştirip gönlü ve her zerremizi Rabb’e raptedip dışarıdan bir müdahaleye arifane selam vererek geçebilmek! Ah yollarına kurban olduğum Salihlerin kutlu özü! Nerede benim zayıflığım, nerede onların çetin sabr-ı cemilleri!


Neylersin? Ben de Rabbime rapta ve Salihlerin türlü güzelliklerini giyinmeye soyundum işte…. Uğraşıyorum, çabalıyorum, didiniyorum… Gayret kuşağımı kuşandım. Bu gayreti bir uzun ömür yolunda yapmalıyım bencileyin. Ama işte yorgunluk, kırgınlık, sinirlilik halleri uğradığında…. Gerek fiziki, gerek ruhi? Ya çiğ insan kardeşlerimin menfi örneklerine kapılıp dertlenmek? Ya açlık, susuzluk, uykusuzluk hali. Hiçbir zorluğa katlanamamak? Ve böylelikle amellerime gölgeler, hicaplar düşürmek? Ya rehavete kapılmak, zanda bulunmak… Bir de bunları bile bile yapmak….
Böyle dehlizlerde susuz kalıp karanlık kuyularda boğulunca zifiri bir mekân içine düşen ruhumda çiçekler çürüyor. Sonra hemen, insan aceleciliğine has bir tavırla Rabbime sığınıyorum. Acz içinde sesimi duyuramadığım, belki de duyurmamam gereken girdaptan beni başka kim çıkartır ki? Elimden başka ne gelir ki? Veya gelmelidir? O Padişah ya bana birini gönderir ya içime ışık verir ya da daha neler neler… Ben bana merhem olamadığımda o bana şifa verir. O, Kavi’dir. O Semi’dir. O, Basir’dir. O, Habir’dir. Bu minval üzere çıkıyorum kuyularımdan dost! Her defasında, her düştüğümde, her kuyumla görüştüğümde…


Halden hale geçiyorum dedim ya dostum. Sonra bir coşkunluk şelalesi akıyor gönlümde kimi zaman. Seviyorum diyorum! Derdimi de dermanımı da. Sevmeye layık olabilmek! Rabbe muhabbet… Ardından bir veliyullahın sesi geliyor kulaklarıma,
Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl,
Muhammedsiz muhabbetten ne hâsıl.
Peygamberim… Başımı, ruhumu, kalbimi, yani her zerremi eğiyorum…
Kâbe-i Muazzama’nın yanı başında bir köpek gibi kıvrılıyorum manen.
Sonrası?

Kainatla uyum…
İç sesin susması…
Dinginlik…
Sükûnet…
Öyleyse dost sen söyle, bu nasıl bir hal böyle?
Bu gidiş nasıl ve nereye….

İlgili Haberler

Arzunun ve Fâniliğin Eşiğinde (Şiir)

okuryazarkitaplar

Anne Baba Olmak

okuryazarkitaplar

İsmet Özel 80 Yaşında

okuryazarkitaplar

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...