Bugün günlerden Cuma. Hava çok güzel sabahın bu erken saatleri hiç bitmese. Bir haftalık gezimin son günündeyim. Bir antik kent ve şelale kaldı görülecek. Hemen kahvaltımı yapıp yola koyuldum. Antik kente geldiğimde girişte dilek ağacı karşıladı beni. Bu tür şeylere inanmam sadece turistik gezi olarak bakıyorum. Birkaç fotoğraf çekip oralarda turlarım, önemli noktaları inceler ayrılırım oradan. Ağaç rengarenk olmuş üstündeki renkli kumaşlar rüzgârda uçuşuyordu. Beyaz bir tülbent dikkatimi çekti. Sıkı sıkı bağlanmış hepsinden ayrı hikayesi varmış gibi duruyordu. Aklıma peş peşe, olasılıklar gelmeye başladı kendimi bir kurgunun içinde buldum. Belki de yaşlı bir kadın çok inanmasa da o anda içine gelen istekle sırf espri olsun, birazda muziplik olsun diye boynundaki tülbenti çıkarıp dilek ağacının dalına bağlamıştı. Bağlarken de yaşlanmamış olmamayı, yirmili yaşlarındaki halini dilemiş, derin bir ah çekmişti. Geçenlerde komşusun ne düşünürsen onu gerçekleştirirsin dediğini hatırladı, ona gülmüştü ama şimdi bu ihtimalide sevmişti. Sonra dualar edip kaldığı otelinin yolunu tutmuştur.
İnanışa göre bu dilek ağacı taa milattan öncelere dayanan bir geleneğin yansımasıydı. Her ne dileği varsa gerçekleşiyordu buraya gelenin. Bir dönem çok kalabalıkmış ama artık pek gelen de kalmamış. Az ilerde gözleme yapan yaşlı teyze anlattı:’’ Zamanında Bizans Kralının bir kız kardeşi varmış. Annesi onu doğururken ölmüş. Herkes bu kıza cadı gözüyle bakamaya başlamış ama o herkese iyilikler yaparmış çok güzel bir kalbi varmış. Çekmediği sıkıntı kalmamış. Uzun süre ülkeye yağmur yağmayınca herkes onun lanetli olduğunu düşünüp ülkeden kovmuşlar. Çaresizce günlerce yürümüş. Buraya geldiğinde yağmurlar başlayınca onu tanımayanlar kızdan bilmiş teşekkür etmişler. Evlerinin kapılarını açmışlar. Adını yağmur ana koymuşlar. Ölünce de mezarından bu ağaç çıkmış derler. O gün birinin dileği olduğunda gece yağmur yağarmış ve herkes o zaman anlarmış ki birinin daha dileği gerçekleşti.’’ dedi. Ne kadar doğru bilemem ama böyle hikayeler dinlemek hoşuma gidiyor.
Neyse yaşlı kadın otele gelince çok yorulmuştur ve derin bir uykuya dalar. Gece yağmur yağar, şimşekler çakar. Odası birkaç kez aydınlanır ama önemsemez uykusuna devam eder. Sabah uyandığında üzerinde bir hafifleme ve dinçlik hisseder. Banyoya girdiğinde aynada gördüklerine inanamaz. Tıpkı gençliğindeki gibi gözüküyordur, hatta daha güzel. Birden aklına dilek ağacı gelir ve şaşkınlığı bir kat daha artar. Otelde son günü olduğu için şapkayla yüzünü kapatarak sessizce ayrılır. Akşama kadar gezer, gençliğindeki gibi davranır, yorulmadan eğlenerek vaktini geçirir. Kimse tanımadığından çok rahattır. Ama eve dönme vakti gelmiştir. Otobüse biner aklında bundan sonra ne yapacağım düşüncesiyle planlar yapıyordur. Kimse inanmazdı bu duruma iyi mi olmuştu kötü mü emin değildi, bilemedi. Tekrar dualar ederek uykuya daldı. Yol uzundu. Başka türlü geçmezdi zaman. Bir ara gözünü açtığında yağmur yağıyordu. Otobüsün anonsu ile uyandı. Gelmişti memleketine. Tedirginlik ve mutluluk duygusunu aynı anda yaşıyordu. Her yeri tutulmuş gibi ağrıdığını hissetti. Önceki ağırlık hissi yeniden gelmişti. Yoksa dileği sona ermişti. Otobüsten iner inmez aynasına baktı. Olamaz yine eski haline dönmüştü. Nerde hata yaptım diye düşünürken bir yandan da böylesi daha iyi olmuştur belki de diyordu. Bu gezisi de çok güzel geçmiş amacına ulaşmıştı. Acaba tülbenti yeterince sıkı bağlayamadım mı diye kendine kızmayı da ihmal etmedi.

