17.Yüzyılda fakir bir ailenin çalışmak zorunda olan kızı…
Bu sefil hayatı ben seçmedim . Leş kokan rutubetli dört duvar arasında sayısını bile arada unuttuğum kardeşlerle bu bahtsız kadere ağlayıp duran annem ve işini düzgün yapamayan bu yüzden kör olan babamla , güneş girmeyen odaya uyandığım her sabah, sefalet içindeki şu halime içten içe ağladım. Giyecek bir şey bulamadığım için annem bana çuvaldan etekler diker çöpten bulduğumuz atılmış kumaşlardan boneler yaparız kendimize. Bazen yiyecek bir şey bulamazsak annemiz bizim için yiyecek bir şey bulma umuduyla kapı kapı dolaşır karşılığında ise gözyaşları içerisinde utanç verici fedakarlıklar yapmak zorunda kalırdı.. Hali bizden iyi olmayan komşular arasında bir boğaz hesabı yapılırken heba olup giden canlar gördüm. Doğurulup çöpe atılmış yokluğun zirvesinde can vermiş , üzerinde sinekler uçuşan sabiler, bu tercihi yaparken ruhu de bebeğiyle ölmüş lohusaların darağacında sallandığını, yaşlıların perişanlıkla dilencilik yaptıkları ,adaletsizliğin kol gezdiği sokaklar gördüm .
Yalvar yakar hizmetçilik için kabul edildiğim ev ise içine doğduğum talihsiz hayattan çok başka . Girişindeki ceviz ağacı üzerine ince işçilikle işlenmiş kapısı,, üzerindeki gümüş tokmağın zarifliği adeta ihtişamıma bak diyor. Her gün hizmet etmek için girdiğim evde, dokunurken beni hayallere sürükleyen bu kapı bile ömrüm boyunca çalışarak kazanamayacağım bir detay . Ve bu yalnızca ilk detay . Girince kapıdan kenarlarda bir bekçi gibi bekleyen gümüş şamdanlıklar karşılıyor sizi. Küçük biblolar ardı sıra dizilmiş , duvarda eski aile büyükleri işlemeli çerçevelerden sırasıyla göz gezdiriyor girenlere . Sağa dönünce çeşitli pahalı fincanların sergilendiği vitrin de zarifliğiyle göz kamaştırıyor . Şifonyer , içimde ne kıymetliler var dön de bak edasıyla baş köşede , altınlı yaldızlı gümüşlü nice kaşık takımları mevcut . Camları takip eden duvarda adeta dans eden Fransız güpürlü perdeler ise evin zenginliğine zenginlik katıyor . Duruşu da yıkaması kadar ağır ve zahmetli . Her gün gelinliği andıran bu perdeler benim elimle sirkelenir , gümüşlerin , şamdanların , kadehlerin ve bir çok detayın titizlikle tozu alınır . Bu evde her şey hanımımın denetiminde ve en ufak bir hatada ödeyeceğim bedel benim için ömürlük borç demek . Bu zariflikle işimi yaparken efendimin ara ara kendimi işime kaptırdığım anlarda süzdüğünü hareketlerimi ince ince izlediğini fark ettim . Ama asla dönüp bakma cesaretini kendimde bulamadım . O ise uzun boylu sayılmayacak bir boyda , buğday tenli ve kahverengi karmaşık saçları dalgalanıp durur adım attıkça . Ressam der kendisine . İçinde ki ilham perileri bir şeyleri çizmesi için adeta onu büyülemiş ve etkisi altına çoktan almış . Öyle ki 6. Çocuğu doğduğu sırada en önemli eserine adamıştı kendini . Rahatsız edilmemek için tüm emirleri de vermişti . Karısı bu durumdan muzdaripti ama onlar kadar zengini yoktu . Şikayet edecek bir durum yoktu ortada. Bir gün yine gümüşlerin tozunu alırken bir yandan dışarıda olanları seyrediyordum. Açlık içerisindeki insanlar dilenirken çocukların her şeyden habersiz neşeyle yakalamaca oynamalarını tebessümle izlerken efendinin yine beni süzdüğünü farkettim . Ama ben ona dönüp bakmamıştım bile . O kadar dikkat kesilmişti ki bana gözleri adet omzumda nefesi ensemdeydi . O anın hararetiyle titremeye başladım . Korkuyordum bir yandan , bir yandan bende süzüyordum . Bulunduğum çaresizlik girdabını iyice hissetmiş bakışlarımda boğulduğumu anlatıyordum ona. Toparlanmalıydım . Neydi bu bakışma , hangi duyguydu bu içimde coşan ? Ben bu sorularla kendimi kaybetmişken bir el tuttu çenemden , kendine doğru çekti bakışlarımı, kaçıramadım. Hiç olmadığım kadar cesurdum hatta ama çaresiz bir cesur . Yaklaştı ve kokladı saçlarımı . Burnu dolaşırken buklelerimde ben kalbimi duyuyordum. Nasılda çarpıyordu . Sanki bir mıknatısla çekiliyorduk birbirimize . Yıpranmamış hiç çalışma görmemiş bakımlı Elleriyle okşadı kulak mememi uzunca tuttu ve küpenin sivri kısmını birden bire geçiriverdi. Canım çok yanmıştı ama umurumda mıydı sanmam, o anın büyüsü bozulmasın istedim acımı gömdüm içime . Bütün gücünle kokusunu çektim içime . Bir damla kan aktı efendimin parmak ucuna . Gözlerini gözlerimden ayırmadan dudaklarına götürüp, sakin tavırlarla emdi parmağını. O anın tadına varmak istiyordu ,yaşayacağına bile ihtimal vermediği bir ilham anı . Şakaklarımdan dudaklarıma inen bir buseyle kapattım gözlerimi . Küpe öylesine ağırdı ki kulak memem yırtılacak sandım .Gözlerini benden hiç ayırmadan geri birkaç adım attı ve durdu . Tuvali hazır da bekliyordu . Eline aldığı fırçayla sevişircesine çizmeye başladı . Öyle kaptırdı ki kendini o manzaraya orda ben değil de bir gökyüzünde güneşin batarken ufukta denizle buluşmasını izliyordu sanki . Her detayımı inceliyordu . Utanıyordum bir yandan dudak kıvrımlarıma bakması gözlerimin içine öyle derince bakması saçlarıma dokunmadan yön vermesi sanki bir ahenk içinde dans ediyormuşuzcasına beni sahnede hissettirdi . Tüm bu oyun bitince almadı küpeleri benden . Küpeleri işaret edercesine kısık sesle mırıldandı ;‘Bir hatıra benden sana ,bu tuval senden bana ‘ … Tüm her şeyi geride bırakarak eve koştum . O zenginlik altınlar gümüşler ve niceleri . Hepsi bir rüya . Karşımda ise bir gerçek var . Benim kendi gerçekliğim. Yaşadığım bu sefil hayatı ben seçmedim …
