Esra Saygıner
Bir çekiliş sonucu yazarından imzalı olarak kazandığım ve uzun zamandır bir türlü okumaya başlayamadığım, “Mesneviden Mektuplar” kitabını, artık okuma zamanı gelmişti. Akşamın sessizliğini fırsat bilip kahvemi de hazırlayıp odama çekildim. Mesnevi’ye, Mevlâna Hazretlerinin cümlelerine çok hâkim biri olarak kitabın beni içine sarması uzun sürmedi. Daha birkaç sayfa okumuştum ki okuduğum cümleler beni Mevlana’nın yazdıkları ile ilk tanıştığım o çocukluk, gençlik yıllarıma götürdü. O yıllarda, okuduklarımdan anladıklarım ile şu anki anladıklarım arasındaki fikir gelişimi, gözümdeki dünyamın değişimi bambaşkaydı. O kelimelerin büyüsündeki hissiyat aynı olsa da yeni bakış açısıyla okumam, yeni bir renk katmıştı okuduklarıma. Aslında kitap, direkt Mesnevi Mektuplarını anlatmıyor. O mektuplara dayanarak, yazarın dostlarına yazdığı mektupların derlemesi olarak karşımıza çıkıyordu. Yazar Bilal Kemiklinin dostlarına yazdığı bu maneviyat ve edebiyat dolu mektupları, bir tık kıskanmadım desem yalan olur. Mektupları okudukça hani o mektubun bir muhatabı da ben olsaydım diye bile düşündüm.
Yarın devam etmek üzere, son satırları okuyup kitabı kapatacaktım ki sayfanın son cümlesinde “Bir Cuma günü bu mektubu okursun” yazıyordu ve benim kitaba başladığım o gün cuma günü idi. “Hoş bir tevafuk” dedim ve gülümsedim. Kitabı kapattım.
Saat gece yarısını bulmuştu. Daha fazla geç kalmadan, aklımda okuduğum metinlerin derinliği ile uykuya daldım. Sabah uyandığımda boğazım, başım ağrıyordu. Bu aralar oldukça sıklaşan ağrılar, hastalıklar yaşam kalitemi çok düşürüyordu. Yine hayatın rutinine devam etmek vazifesi ile işe geçtim. Evraklarımı toparladım, sistem onaylarımı verdim, yazılarımı yazdım. Oda arkadaşlarımla iki hasbihal ettikten sonra boş zamanım kalınca kitabımı okumaya devam ettim. Sıradaki mektupta yazar, uzun bir süre hasta olduğundan, mektup yazamadığından bahsetmiş ve hastalıklarla yaşanılan imtihanı, güzel bir mesnevi derlemesi ile anlatmıştı. İşte o satırlar, okurken ruhuma şifa olmuştu. Akşamki yaşadığım tevafuktan sonra yine hayatımla örtüşen satırlar beni hem mutlu ediyor hem şaşırtıyor hem de teselli ediyordu.
Birkaç mektup daha okuduktan sonra işlerime devam ettim. Tabii akşamı iple çekiyordum. Eve geçip kitabımın kalan sayfalarını bir an önce bitirmeliydim. Eve geçmeden önce hastaneye gitmem gerekiyordu. İşten izin aldım, otobüsle hastaneye gidiyordum. Aklımda, mektupta anlatılan ve en çok dikkatimi çeken konulardan biri, “insanın yaptığı hayır ile belalardan arınması” vardı. Bir yandan zihnimde okuduğum satırları düşünüyordum, bir yandan da telefonumdan sosyal medyaya bakıyordum. Gönüllü olarak yardım derneğinde çalışan kuzenim, sayfasında yardıma muhtaç bir hastanın faturalarını ödeyemediği için doğalgazının kesileceğinden bahsediyordu. Hemen verdiği IBAN’a para havale ettim. Telefonu geri çantama koyuyordum ki otobüs aniden frene basınca öne doğru hepimiz düşeyazdık. Kıl payı yanımızdaki araca çarpmaktan kurtulduk. Araca çarpmamak için nerdeyse orta refüje çıkacak olan otobüsümüz, belki de devrilebilirdi. Önce bir neye uğradığımızı şaşırdık. Sonra hiç kimseye bir şey olmadığı için sonsuz şükrettik. Ama iyiden iyiye içime bir ürperti girmişti. Okuduğum mesnevi satırları ile bu kadar rezone olmam anlaşılır gibi değildi.
Akşam eve geçince biraz dinlenip yemeğimi yiyip biraz merakla, biraz da ürpertiyle kitabımı okumaya devam ettim. Normalde elime aldığım çoğu kitabı bitirmem günlerce sürerken bu kitabın dünyasına öyle dalmışım ki kafamı kaldırıp saate baktığımda, zamanın nasıl geçtiğini anlamadım bile. Bitmesine birkaç sayfa vardı. Temelli bitirip yatayım, diye düşündüm. Kitabı tamamladığımda, o güzel manevi ağırlıklı satırların arasında uykuya dalmışım. Haliyle rüyamda aydan yıldızlara, güneşten gezegenlere bir yolculuk yaptım diyebilirim. Sabah uyanınca aklımda sayısız gördüğüm rüyalar vardı. Kendime güldüm, toparlandım, dualarımı yaptım ve rutini yaşamanın verdiği haz ile, şükür ile günüme başladım.
Editör – Nuray Balcı
