Okuryazarkitaplar
EdebiyatManşetÖykü

Mösyö

nilüfer sedef
Yazar Nilüfer Sedef

Denizin karşısında soğuğu çoktan içine çekmiş, bir bankta oturuyordum. Ayrılmıştık. Bu cümleyi içimden böyle sade kurabiliyordum artık; süslemeden, mazeret eklemeden. Ayrılmıştık. Nokta. Kadınlara yaranılmazdı zaten. Ne yapsan eksik kalırdı. Oysa ben… Ben elimden geleni yapmıştım. Bakmıştım. Korumuştum. Maddi olarak da.

Tam bu sırada Mösyö konuştu.

— Efendim, neler yaptınız mesela?

Onun bu tonu canımı sıkardı. Genelde işin içinden çıkamadığımda böyle konuşurdu.

— Neler mi? Çok şey. Evi ben tuttum. Faturaları ben ödedim. Tatilleri ben ayarladım. Paraya ihtiyacı olduğunda ben vardım.

Dinledi. Sabırla. Not alır gibi. Sonra sordu:

— Peki, bunlar onun için yeterli miydi sizce, efendim?

Kaşlarımı çattım.

— Nasıl yani? Daha çok mu vermeliydim?

— Ben öyle bir şey demedim.

— E ama başka ne olabilir? Daha çok vermek mi? Daha fazlasını yapmak mı? Bu… bu ancak aptallık olurdu.

— Belki de siz hep vermekle meşguldünüz.

— Sen kadınların ne istediğinden ne anlarsın, Mösyö?

Sorumu beklemeden cevapladı.

— Sizden daha çok anladığım kesin, efendim.

Başımı denize çevirdim. Sanki cevap vermezsem konu kapanacakmış gibi. Ama dayanamadım söze girdim.

— Ben onlara göre hareket etmek istemiyorum. Ben neysem oyum. Beni sevecekse böyle sevsin.

— Anlıyorum. Peki o zaman, efendim neden üzülüyorsunuz?

Tereddüt ettim.

— Sizi terk ettiği için, dedi Mösyö, benden önce davranarak.

— Evet. Onun gidişi yüzünden.

Mösyö sesi alçaltarak

— İlginç, çünkü az önce “Beni sevecekse böyle sevsin.” dediniz. Demek ki ya söylediğiniz kadar kendiniz değilsiniz… ya da o, maddi değil manevi bir beklentideydi, efendim.

— Ne demek istiyorsun sen şimdi? dedim. Sesim düşündüğümden daha yüksek çıktı. Denizin uğultusuna karıştı, sonra geri döndü bana.

— Benim eksik olduğumu mu söylüyorsun?

Mösyö geri çekilmedi. Bu da sinirimi artırdı. Hep böyle yapardı. Ben bağırdıkça o daha sakinleşirdi.

— Ben eksik demedim, efendim. Sadece başka bir yerden baktım.

— Bakmana gerek yoktu, dedim. Ayağa kalktım.

— Her şeyi didik didik etmek zorunda değilsin. İnsan bazen sadece elinden geleni yapar.

— Evet. Ama bazen elinden gelen, karşısındakine hiç dokunmaz.

— Dokunmadıysa bu benim problemim değil.

— İşte bu, tam da bu cümle.

— Ne var bu cümlede?

— Hiç. Sadece şunu söylüyor: Siz haklı olmakla meşguldünüz, efendim. Anlaşılmakla değil.

Bir adım attım. Sonra bir adım daha.

— Ben değişmek zorunda değilim. Ben buyum.

— Evet. Ve o da gitti.

Sustum.

— Bakın, diye devam etti, sesi yumuşak ama acımasızdı.

— İnsan “Beni böyle sev.” dediğinde güçlü görünür. Ama arkasından üzülüyorsa orada bir tutarsızlık vardır.

— Ben üzülmüyorum, dedim.

Yalan söylediğimi ikimiz de biliyorduk.

— Öyleyse neden hâlâ buradasınız? Neden denizin karşısında, olmayan birine hesap veriyorsunuz?

Cevap veremedim.

Mösyö son cümleyi bıraktı. Her zamanki gibi. Tam yerinde.

— Efendim, insan bazen kendisi olduğu için değil; kendisini hiç sorgulamadığı için yalnız kalır.

İlgili Haberler

Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı

okuryazarkitaplar

Evliya Çelebi’nin izinden

osman gözmen

İçimizdeki Şeytan – Sabahattin Ali

okuryazarkitaplar

Yorum Yap

Kitap, Sinema, Tiyatro, Edebiyat, Tarih, Mitoloji, Müzik, Resim, Gez Gör, Doğa Sporları, Aktüel Bilim, Anadolu, Dünya Mirası, Festival, Fuar, Sergi, Akademi, Yazarlar...