Habil, aynı kadını severken Adem’in “Tanrıya bir kurban sunun, hanginizinki kabul edilirse, onun olsun.” dediği Kabil’in dağ kadar ağır imtihanıydı. Onun kıskançlığı, kurbanının kabul edilmediği
Sabah alarm çaldığı andan itibaren üzerimize çöken, ama elle tutamadığımız o ağırlığı hepimiz tanıyoruz. Hiç kimse doğrudan emir vermese de, sanki görünmez bir yönetmen sürekli
Sanat dünyasında müzeler, uzun süre boyunca “kutsal emanetlerin” korunduğu, dokunulmaz ve tarafsız tapınaklar olarak görüldü. Beyaz duvarların arkasındaki küratöryel kararlar, hangi eserin ölümsüzleşeceğine karar veren
Sanat, çoğu zaman üretilen nesne üzerinden konuşulur: eser, teknik, akım, sanatçı. Oysa sanat deneyimini tamamlayan asıl unsur, seyircidir. Bir tabloya bakan göz, bir performansı izleyen
Tiyatro sahnesi binlerce yıl boyunca kelimelerin gücüyle yükseldi; ancak son dönemde sahne sanatlarında yeni bir rüzgâr esiyor. Oyuncular artık sadece repliklerle değil, nefesleri, bakışları ve
“Neden Hiçbir Şey Yeterli Gelmiyor?” Bu his, birçok insanın içini kemiriyor; yeni bir telefon alsan da, terfi alsan da, tatil yapsan da kısa sürede eski
Utanç ve Teşhirin Yeni Sahnesi Modern hayatın en dikkat çekici yanlarından biri, utanç ve teşhirin artık özel alanla sınırlı kalmaması. Sosyal medya, insanların hem kendilerini
Sanat çoğu zaman güzelliği, estetiği ve hayranlık uyandıran duyguları çağrıştırır. Ancak tarih boyunca sanatın en güçlü damarlarından biri travmayı ifade etme ihtiyacından doğmuştur. İnsan, yaşadığı
Sanatın Zamanla Değişen Yüzü Sanatın anlamı sabit bir taş gibi durmaz; zamanın akışıyla birlikte şekil alır. Bir toplumun değerleri, inançları ve gündelik hayatı değiştikçe sanatın
Simone de Beauvoir, 1949 yılında yayımlanan İkinci Cins ile sadece bir felsefe kitabı yazmadı; toplumsal cinsiyetin sarsılmaz sanılan kalelerini yerle bir eden bir entelektüel bomba
Tiyatro, toplumsal yaraları sahneye taşıyarak izleyiciyi kendi gerçekliğiyle yüzleştirir; oyuncular rol yaparken, seyirci ayna tutar gibi kendi toplumunu görür. Bu sanat dalı, yıllardır baskı, adaletsizlik